1895-1981

Abdülaziz Şenol, Tarsus’ta 15 Ağustos 1895 tarihinde dünyaya geldi. Babası Kâmil Efendi Tarsus’ta tanınmış bir hekim, annesi Hatice (Hasibe) Hanım memleket eşrafından varlıklı bir ailenin tek kızıdır. Asıl adı Abdülaziz Sami’dir. Sonraları kısaca Aziz ismiyle tanınmıştır. Baba tarafından ataları Karaman’dan gelerek Tarsus’a yerleşmişlerdir. Büyükbabası da hekim olduğundan aile lakapları Hekimzâdeler olmakla beraber, soyadı kanununda “Şenol” soyadını seçmiştir.

Tarsus’ta sırasıyla devam ettiği iptidai ve rüştiye mekteplerini bitirince, baba mesleğini seçmeyi çok arzulamış ve bu isteğini anlayışla karşılayan aile büyüklerinin de onayıyla İstanbul’a Mektebi-i Tıbbiye’ye gönderilmesi kararlaştırılmıştır. Fakat daha sonra, o zaman padişaha karşı siyasi hareketlere mihrak olan bu yüksek mektepte tahsilinden doğabilecek tehlikeleri düşünen anneannesi torununu korumak düşüncesiyle İstanbul’a göndermekten vazgeçince, tahsil hayatı sona ermiş oldu.

Abdülaziz Şenol, henüz on yedi yaşlarındayken tarikat hayatına girmiştir. Önce Şeyh Diyarbekirlizâde Ali Efendi’nin Rüfaî tekkesine ve bilahare Kadirî şeyhi Mısrî Abdüsselâm Efendi’nin tekkesine müdâvim olarak, tarikat usul ve erkânını öğrenmiş, zikir ve ayinlere katılmıştır. Develizâde Hafız Halil Efendi’den çok etkilenmiştir. O sıralarda on sekiz yaşlarında olan Abdülaziz, 1912 yılında, etkisinde kaldığı bu yüce zatın bir ihvan evindeki meclisine gidip huzura alınmış, heyecanını hayat boyunca muhafaza ettiği, benliğini kuvvetle sarsan fevkalade olaylarla dolu olarak, evlatlığa alınmıştır.

Abdülaziz, ekmel mürşidinin irtihaline kadar, yaklaşık yirmi bir yıl süreyle bu zatın taht-ı irşadında bulundu. Memuriyet, askerlik gibi maddi hayat meşgaleleri ve onlardan doğan ayrılıklar, onun manevi bağını hiçbir suretle etkilemedi. Mersin Adliyesinde zabıt kâtipliğine tayini nedeniyle ailece Mersin’e göç etmişler, bir süre sonra patlayan Birinci Dünya Savaşı üzerine de askere alınmıştır. Savaşta, Kafkas ve Sina cephelerinde bulunmuştur.

Askerlik hayatı, başından geçen pek çok maceralarla doludur. Harbin sonunda, yararlılığı sebebiyle verilen harp madalyası ile Mersin’e dönmüş ve memuriyet hayatına devam etmiştir. Altı yıl kadar, önce Mersin postanesinde, sonra Mersin Gümrük Rüsumat Başmüdürlüğü’nde çalıştıktan sonra istifa ederek memuriyetten ayrılmıştır.

Abdülaziz Şenol için, harpten sonraki bu devir, sülûk seyrinin en hararetli, ruhaniyetinin en coşkun devresi olmuştur. Sülûkun harareti ve cezbesi içinde hac vazifesini yerine getirmek üzere mürşidinden izin alarak, parasız, perişan bir gezgin derviş kılığında, yaya olarak bir seyahate çıktı. Şam’a kadar sürdürebildiği bu seyahati, baştanbaşa maddi ve manevi olaylarla doludur.

Seyahatten dönüşünden bir süre sonra şakirdindeki terakki ve inkişafı yakın bir takiple değerlendiren mürşidinin emriyle Mersin’deki ihvan topluluğuna riyaset ederek, onların teslik ve idaresiyle görevlendirildiler. Bu arada, 1924 yılında Girit muhacirlerinden Saadet Hanım’la evlenmiştir. Böylece, eşinin vefatına kadar kırk altı yıl süren bu mutlu evlilikten, ikisi erkek ve ikisi kız olarak dört çocukları dünyaya gelmiştir. 1926 yılında Adana’ya taşınınca yine mürşidinin emri üzerine, bu defa da orada mevcut büyük ihvan topluluğunun başında aynı görevi yerine getirdi. Adana’da serbest hayata atılarak bir mağaza açmış, ithalatçılık ve mümessillik yaparak, ticaretle meşgul olmuştur. Develioğlu Hafız Halil Efendi’nin, 1933 yılında Tarsus’un Namrun yaylasında vefatından sonra çok müteessir oldu ve dört ay süreyle evine kapanıp dışarı hiç çıkmadı ve kimseyle görüşmedi. Dört ay süren bu itikaf devresinden sonra da artık burada duramayacağını anladı ve Trabzon’la başlayan ve İzmir’le biten bir yolculuğa çıktı. 1935 yılında İzmir’e yerleşince, vakti çeşitli işler ve uğraşlarla geçmiştir. Sonraları 1960 yılına kadar, çarşı içinde, Başdurak mevkiinde açtıkları küçük bir dükkânda, elbise ve şapka temizleyiciliği yapmış ve Şapkacı Aziz Efendi namıyla tanınmışlardır.

Israrlar üzerine, bir madeni eşya imalathanesinde, ortak sıfatıyla girip çalışmaya başlayınca, 1960 yılında mezkur dükkânı kapatmıştır. Burasını tahliye ederken maalesef bazı şiirleri kaybolmuştur. Altı yıl kadar bu işle meşgul olduktan sonra 1967 yılından itibaren, yine ısrarlı davetler üzerine girdikleri bir inşaat müteahhitliğinde aynı göreve devam etti. Çalışma hayatına nihayet 1973 yılında son vererek evine çekildi. 1970 yılı sonlarında ilk eşinin vefatından iki yıl sonra Canan Hanım’la evlendi. Karşıyaka’daki evlerinden Hatay’a (İzmir) taşınarak, ömürlerinin sonuna kadar, köşelerinde, muhterem eşi ve hiç eksilmeyen ziyaretçileri arasında huzur ve sükun içinde sürdürdü. Abdülaziz Şenol Kenzî, 8 Mart 1981 yılında vefat etti.

Pan Yayıncılık tarafından yayımlanmış kitapları:

Sale!

Kenzi Divanı

15,00 12,00

Abdülaziz Şenol, 20. yüzyılda yetişmiş divan sahibi mutasavvıflardandır. Kenzî, Atâyâ-yı Hüdâ`dır hep dile vârid bu Divânım İçinde her ne yazdımsa odur hâl-i perişânım beyitiyle başlayan divanında, 17 yaşında iken tanıştığı tasavvuf felsefesini, ömrünün her safhasında gelişen ve derinleşen düşünce yapısıyla yazdığı şiirlerle dile getirmiştir. Bu divan, Kenzî Aziz Şenol`un elde olan tüm şiirlerinden oluşmuştur ve ciltlerle anlatılacak hakikatlerin bir cilde sığdırılmış halidir.

X