Faruk YENER

Markası ne olursa olsun, çizgilerine hangi sanatçının sesi saklanırsa saklansın, her plak doğuş ve dönüş gücünü Atlantik’in ötesinden alır ‘Batı’da. Ya doğrudandır, ya dolaylı, ya da dolaylının dolaylısı yollardandır gücün katımı. Nedeni açıktır bu gerçeğin; yaygın endüstrisi, tecimsel ilişkileri ve türlü olanaklarıyla Birleşik Amerika başı çeker bu alanda da. Kuruluşları yüzyılı aşan en olumlu senfonik orkestraların, ünlü oda müziği topluluklarının, çalgıcıların şarkıcıların, hatta “Pop” gruplarının çoğunlukla eski kıtada bulunuşu değiştirmez bu durumu; Atlantik’in ötesi yönetir plak rejimlerini, yönetmekle kalmaz, büyük olasılıkla üretir, sonra tüketir de. Atlantik’in ötesindeki bu tür kurumların en büyüklerinden biri de “Atlantic”dir.

“Atlantic”, iki kardeş Türk tarafından kurulmuş, günümüzdeki görkemli plâk imparatorluğu görünümünü onların güdümünde kazanmıştır. Nasuhi ve Ahmet Ertegün bu düzeye özellikle “Caz” ve “Pop” türlerindeki seçkin verimle ulaşmışlardır. Aynı alandaki sezgi yeteneğinin yanı sıra “iş adamı” nitelikleri onlara bu başarılı sonucu hazırlamıştır. Ertegün kardeşler, son yıllarda “Atlantic” yayınlarının tecimsel ağırlığını taşıyan “Caz” ve “Pop”un yanı sıra, “sanat müziği”ne de yararlı olmak amacıyla yeni bir girişimi desteklemeye koyulmuşlardır. Bu girişim, İlhan Mimaroğlu’nun kurduğu “Finnadar” adlı plâk dizisidir. Ertegün’ler genellikle “elektronik müzik” bestecisi olarak bilinen Mimaroğlu’na yapım, üretim, dağıtım ve tanıtım olanakları sağlamışlar, böylece tümüyle çağdaş müziğe yönelik plâkların doğuşuna yol açmışlardır.

Plâklarından birini de geçen yıl İdil Biret’in yorumladığı “Boulez-İkinci Sonat” ve “Webern-Çeşitlemeler”e adayan Mimaroğlu’nun en son “Finnadar” etiketinde “Yeni Viyana Okulu”nun üç büyük bestecisi, üç “atonal müzik” ustası yer almış; Arnold Schönberg Op. 9 “Oda Senfonisi”yle, Alban Berg Op. 1 “Piyano Sonatı”yla ve Anton Webern “Yaylı Çalgılar Dörtlüsü İçin Beş Bölüm”le. İlk eseri Gunter Schuller yönetiminde “Onbeş Solo Çalgı”dan kurulu topluluk, ikincisini İdil Biret, üçüncüsünü “Milano Dörtlüsü” yorumlamış. Aydın bir düşün ve görüşle hazırlanmış, “yüzyıl başları”nın yazı karakterlerinden yararlanılmış, bestecilere ve gene “yüzyıl başları Viyanası”na ilişkin, fotoğraflarla süslenmiş zevkli ve ilginç zarf içindeki plâk, “ses alma” tekniği bakımından da örnek bir verim.

“Yeni Viyana Okulu”nun derin duygulu ozanı Alban Berg’in İdil Biret’ten dilediğim kez dinleme olanağını sağlaması yönünden bile yeterli önemi taşıyor bence plâk. Daha sonraları, Boulez’in piyano veriminde abartılmış boyutlara ulaşacak “sürekli değişim tutkusu”nun bu şiirsel ışın kaynağında Biret’in “anlatım aracılığı” besteciyle ruhsal beraberliğin kesinlikle az görülen kanıtı. Tek bölümlük sonatı oluşturan “sunuş-işlem-tekrar-bitiş” de egemen “sükûn”u, “molekül” benzeri ezgi kırıntılarının sıcak içtenliğini Berg’in derin ruhsal evreniyle bağdaşarak üretmiş klavyeden Biret.

Amerikan müzik ve plâk dergilerinden “Cash Box”, Mimaroğlu ile yapılmış röportajı da içeren bir yazı yayımladı kısa süre önce. “Çağdaş müziğin tecimsel önemi bazı dinleyicilerin merak ve eğiliminden doğuyor. Bu müzik alanında olup bitenlerden kimsenin haberi yok pek…” tümceleriyle başlayan yazı, Mimaroğlu’nun kısa yaşam öyküsü ve “Finnadar”ın doğumuyla sürüp müzikçinin bazı düşünceleriyle sona eriyor. Bunlar arasında gerçekten ilginç olanlar var.

“Müzik yaşamımız bazı türlerde sağlıklı gözüküyor, özellikle ‘pop’ türünde. Fakat gelin görün ki ‘sanat müziği’nde değişiyor durum; elli yıl geçmesi gerekiyor o müziğin kabulü için. ‘İyi besteci ölü bestecidir,’ gibi bir inancın yaygınlaştırılmasına çalışılıyor. Ve müzik tecimini yönetenler halkı müzik’teki gelişimin 19. yüzyıl sonlarında durduğuna inandırmak istiyorlar”, diyor Mimaroğlu ve sürdürüyor sözlerini: “Bence caz ve eletronik müzik çağdaş kültürün müzik alanında en etkili iki belirtisidir. İyi caz’ın iyi sanat müziğiyle eşdeğerli olduğunu söylemek isterim… Teddy Wilson ve Duke Ellington gibi caz ustalarının Mozart karşısında aşağılık duygusuna kapılmaları için neden yoktur…” Mimaroğlu, kendi eserleri konusunda bilgi verdikten, açıklamalar yaptıktan sonra “Batı uygarlığında müziğin gerçek yerini alması ancak aydınsal, duygusal ve teknolojik kaynakların gelişimiyle olanaklaşır”, diyerek bitiriyor sözünü. “Cash Box”a bakılırsa, “Finnadar”, yayınlarına yakın gelecekte çağdaş Alman müziğinin en yetenekli kişilerinden Karlheinz Stockhausen’in bazı eserlerini katacak.

Evet, Atlantik’in ötesinde bir şeyler yapıyor bazı Türkler. Çağdaş uygarlığa ve kültüre katkısı tartışılamayacak kadar yararlı işler görüyor, yapımlara girişiyorlar. “Atlantic”in tecimsel alanda giriştiği üstün çizginin yanı sıra bir müzikçimizin, İlhan Mimaroğlu’nun girişimi “Finnadar”ın da aydın çevreleri çağdaş sanat üzerinde daha derinlemesine düşün ve yargıya yöneltici, inanç ve zevkleri biçimlendirici çabaya destek olacağına kuşkum yok. Mimaroğlu’na “Finnadar”la başarılar dilerim.

Milliyet Sanat Dergisi, Ağustos 1975, sayı: 144

Etiketler:
X