1–18 / 64 sonuç gösteriliyor

Sale!

Ezgiselliğin Doruklarında Yalçın Tura – CD’li

40,00 36,00

Bir sanatçının besteci, müzikolog, düşünür ve insan olarak portresi

Sale!

Kazım’ın Sevdası

22,00 19,80

Yaşasaydı memleket müziğine büyük katkılar sağlayacağı aşikâr olan Kazım Koyuncu’nun anısına, onun hayata ve müziğe dair sevdasına daha yakından bakmak için önemli bir kitap.

Sale!

Mozart Viyana’da -Olgunlaşmanın Romanı-

30,00 27,00

W.A. Mozart’ı anlatan bu ikinci kitapta dahi bestecinin Viyana’da geçiridği son on yılı ve ölümü romanlaştırılmış: Babasının koruyucu eli üzerinde olmaksızın, sarayda sürekli bir görev arayışı içinde çırpınan, üzüntüler içinde tutulmayan sözler ve kıskançlıklar yüzünden sonunda umutsuzluğa dönüşen ve yoksulluğu tattıran bir yaşam dilimi. Ama diğer yandan, müzik tarihinin o güne kadar görmediği bir dehanın ateşlediiğ hiç sönmeyen bir yaratma tutkusu ve peşpeşe gelen ölümsüz eserler…

Sale!

Boris Vian’ın Paralel Hayatları

40,00 36,00

Romancı, şair, oyun yazarı, mühendis, trompetçi, besteci, bale ve operalara imza atan bir sanatçı, senarist, müzik direktörü… Ölümün erken geleceğini hissetmişçesine dur durak bilmeden üreten Vian, kıyasıya eleştirilmesine, anlaşılmamasına rağmen vazgeçmedi; çünkü yaşadığı zaman ve yerle sınırlı değildi sözü. Bu yüzden, onunla bugün tanışanlar bile eserlerindeki sonsuz yenilikle karşılaşıp büyülenirler.

Boris Vian’ın Paralel Hayatları’nın her bölümü, Vian’ın farklı yönlerini ve eser verdiği sanat dallarını ayrı ayrı inceliyor. Fakat bu kitap, Boris Vian üstüne bir deneme ya da yapıtlarıyla ilgili eleştirel bir çözümleme değil kesinlikle. Sanatın her alanındaki üretiminden oluşan geniş çerçeveyi, hayat, insanlar, dünya, savaş, militarizm karşıtlığı, aşk, ölüm, yaratım ve pek çok başka konuya ilişkin düşünceleriyle zenginleştiren bir çalışma, sanatçı ve insan Boris Vian’ın hikâyesini kendi sesinden aktaran bir “hayat dökümü”.

Dostu Boris Vian’ın arşivini titizlikle tarayan Noël Arnaud, tanıklıklarla ve başka hiçbir yerde yayımlanmamış eser ve yazılarla biyografi alanında benzersiz bir çalışma sunuyor bizlere.

Sale!

Şarkı Okuma Kitabı

16,50 14,85

Bu kitapta yapmaya çalıştığım şey bazı şarkıları alıp çözümlemek ya da açıklamak değil. Şarkı kendisi için vardır, açıklaması da olmamalıdır… Buradaki şarkıların her biri hayatım boyunca tekrar tekrar okuduğum ve “okuduğum” şarkılar. Israrla çalıp söyledim onları. Hepsi de kendimi kurmamda ve yeniden kurmamda bir yere sahip. Hepsi bana hayatımla, hayatımızla ilgili sorular sordu. Ben de onlara cevap vermek için epey zaman harcadım. İşte bu sorularla, bunlar etrafındaki düşünceler var bu kitapta…
Benim için “şarkı sözü” müziğin bir aksesuarı olmadı hiçbir zaman. Söz ve müzik daima bir bütündü. Sözünü anlamadan müziği de yeterince takdir edemeyeceğimi bildim hep. Küçük yaşlarımdan beri müzikte kahramanlarım Bob Dylan ve Leonard Cohendi: İkisi de şarkı yazarı ve şair. Onları örnek alarak başladım şarkı söylemeye. Şarkı sözü şiirdi: Özel bir şiir türü ama gene de şiir. O yüzden şiir gibi okunmayı, şiir gibi yaşanmayı hakediyordu.
Bu şarkıları nasıl seçtiğim ise apayrı bir konu. Bazılarını seçmeme şansım yoktu zaten. Suzanne, Famous Blue Raincoat, Manifiesto; bunlar eskiden beri yakamı bırakmayan şarkılar. Seçtiğim tüm şarkılar ortak temalar içermeseler de, aynı civarlarda dolaşıyor: Aşk ve ölüm, sevgi ve şiddet, dayanışma ve ihanet, teslimiyet ve umut…

Sale!

Gölge Adam: Bir Menajerin Anıları

25,00 22,50

Gölge Adam Orhan Şevki, 60, 70 ve 80’lerin popüler müzik dünyasında yaşayanları bir belgesel niteliğinde karşımıza çıkartıyor. Bir yandan magazin dünyasında günbegün yaşananları ortaya koyarken, diğer yandan Türkiye’nin son 40 yılının sosyal, siyasi, ekonomik süreçlerini tahlil ediyor ve bu süreçlerde magazin dünyasında yaşanan günlük olaylar arasındaki bağları da ortaya koyuyor.

Popüler müziğin yakın tarihine tanıklık ederek, dönemin müzik ve magazin dünyasını çarpıcı ve en ayrıntılı anlatan ilk ve belki de son olacak bu kitap, ünlü simalarla ilgili (Sezen Aksu, Cem Karaca, İlhan İrem, Nazan Şoray, Barış Manço, Kayahan, Nilüfer, Yeliz, vd.) ve menajerliklerini yaparken tuttuğu günlüklerde, sanat dünyasını ve popüler müzik kültürümüzü bambaşka ve çok etkileyici bir şekilde gözler önüne sermektedir.

Sale!

Üm Şark Yıldızı Arap Müziğinin Divası

8,00 7,20

Mısır’da iki şeyin kalıcı olduğu söylenir: Piramitler ve Üm Kelsum.

Üm Kelsum’un sesinde, bütün dinlerin, bütün dillerin gizemli tonu vardır. O Tevrat’tan da, İncil’den de, Kur’an’dan da bir sureyi aynı huşu ve tevazuyla okur. “Kıyamet günü” İsrafil, suruyla ona eşlik edecektir. “Binbir Gece”nin Şehrazad’ıdır o.

Sale!

Suskunlar

25,50 22,95

Eflâtun rengi hayaller kuran bir “suskun”un sözleridir, bu roman. İşittiğini gören, gördüğünü dinleyen, dinlediğini sessizliğin büyüsüyle sırlayan ve tüm bunların görkemini hikâye eden bir adamın alçakgönüllü dünyasına misafir olacaksınız, satırlar akıp giderken. O ise, muzip bir tebessümle size eşlik edecek, sessizce… Sayfaları birer birer tüketirken, benzersiz erguvanî düşlerin “gerçekliği”nde semâ edeceksiniz ve bu düşlerden âdeta başınız dönecek. Hayat kadar gerçek, düş kadar inanılmaz bu dünyanın tüm kahramanlarının seslerini duyacak, nefeslerini hissedeceksiniz. Çünkü Suskunlar, sessizliğin olduğu kadar, seslerin ve sözlerin, yani musikînin romanıdır. Sonsuzluğun derin sessizliğinin “nefesini üfleyen” ve ona “can veren” bir adamın hayallerinin ete kemiğe bürünmüş kahramanları, en az sizler kadar gerçektir; ya da siz, en az onlar kadar bir düş ürünü… Bağdasar, Kirkor, Dâvut, Kalın Musa, İbrahim Dede Efendi, Rafael, Tağut, Veysel Bey ve diğerleri… Onlar, sessizliğin evreninden İhsan Oktay Anar’ın düş dünyasına duhûl ederek suskunluklarını bozmuşlardır. Bir meczûp aşkı tattı, bir âşıksa aşkına şarkılar yazıp ruhunu maviyle bezedi; diğeri, kaybolduğu dünyada bir sesin peşine düşerek kendini buldu. Nevâ, belki de, herkesin âşık olduğu bir kadının pür hayâliydi. Hayâlet avcısı, kendi ruhunu yakalamaya çalıştı. Zâhir ve Bâtın ise, zıtlıkların muhteşem birliğinde denge bulan iki ayrı gücün cisimleşmiş hâliydi. Suskunlar’ı okuduktan sonra aynaya bakmak, yansıyan aksinizde gerçeği görmek, gördüğünüzü işitmek ve duyduklarınızla sağırlaşıp susmak isteyeceksiniz. Sayfalar tükenip bittiğinde, kim bilir, belki de “suskunlar”dan biri olacaksınız…

Sultan’ın Orgu

Sultan’ın Orgu İngiltere’nin en ünlü org ustası Thomas Dallam’ın ilginç, ilginç olduğu kadar da hazin öyküsü; tabii onunla birlikte imal ettiği orgun da… Yeni kapitülasyonlar peşindeki Kraliçe I. Elizabeth’in Sultan III. Murat’a hediye etmek amacıyla yaptırdığı 5 metre boyundaki muhteşem orgun yapımı Dallam Usta’nın aylarını almış, orgu Osmanlı topraklarına getirmek ve padişaha sunmak için aylar süren uzun ve maceralı bir gemi yolculuğuna katlanmak zorunda kalmıştı. Bu ilginç öykü o kadar uzun sürmüştü ki, orgu taşıyan gemi İstanbul’a ulaştığında Osmanlı sarayında yeni bir padişah vardı; Sultan III. Murat ölmüş, tahta oğlu III. Mehmet geçmişti. Muhteşem marifetleri olan bu org İstanbul’a gelir gelmesine ama, aylar süren deniz yolculuğu sonunda hiçbir parçası İngiltere’den gemiye yüklendiği gibi değildir. Dallam Usta’nın korku ve endişeyle dolu günlerine malolan montaj faaliyetinden sonra, Osmanlı sarayının gizemli dünyasını keşfeden bir Avrupalı’nın şaşkınlığıyla anlatılan orgun padişaha arz edilmesi sahnesi, hikâyenin en alıcı noktalarından birini oluşturuyor. Dallam orgunu padişaha sunar ve sağ salim ülkesine döner. Ama imal ettiği orgu onun kadar şanslı değildir. III. Mehmet’in oğlu I. Ahmet, “gavur icadı” paranoyasının cinnete dönüştüğü bir anda orgu parçalatır, yakılabilen bütün parçalarını yaktırır. Org ustası Thomas Dallam’ın güncesinden yola çıkılarak yazılan bu kitabın arka planında, görkemini her geçen gün biraz daha kaybeden Osmanlı İmparatorluğu’nu eşiğine geldiği çöküş süreci, Batılı devletlerin çıkar hesapları, kısaca dönemin tarihsel atmosferi ortaya konuyor. Sultan’ın Orgu, hem bir anı, hem de bir tarih kitabı gibi okunabilir; ama macera romanı tadındaki dili ile içerdiği zengin gözlemleri gözardı etmemeli.

Sale!

İstanbul’da Kayıp Zamanlar

14,00 12,60

Cumhuriyetle yaşıt bir kız çocuğunun gözünden İstanbula dair bir bellek tazeleme: Adları sularla anılan sayısız mesireden, sokak eğlencelerine; Menderesin imar faaliyetlerinden, AKMnin on yıllar süren inşaatına; Türklerin, Fransızların, Rumların, Ermenilerin, Rusların ve Lehlerin sıcak bir öğrenci dayanışması içinde okuduğu Notre Dame de Siondan, Berna Moran ve Halide Edipin öğrencileri büyülediği
Edebiyat Fakültesine…