Anı


HATIRAT "TUNA BOYUNCA ANILARLA EZGİLER"
Eugenia Popescu-Judetz
2007,
"Şehrimizde yaşam acelesiz bir tempoda sürerdi. Evimiz kahveler ve tavernalarla çevrili küçük üçgen bir meydanı olan şehir çarşısına yakındı. Hemen hemen her gün oradan geçerdim. Çarşının demirbaşlarından biri her renk ve şekilde acadele satan bir Türk şekerleme satıcısıydı."

Annemden Duyduklarım
Giresun Kutluca Köyü Atasözleri ve Deyimleri

İsmail Güleç
2006,
Elinizdeki kitapçığın yazılmasının iki temel sebebi var. Birincisi, anneme olan sevgimi elle tutulur, gözle görülür hâle getirmek; ikincisi de, çocuklarıma, göremedikleri babaannelerini bir nebze de olsa tanıtmak. Bunlara bir üçüncüsü ilave edilebilir: Kültürümüzün önemli unsurlarından biri olan atasözlerimizin derlenmesine karınca kararınca katkıda bulunmak. Katkıda bulunur mu bulunmaz mı bilemiyorum. Ama şunu biliyorum: Hatırladıkça mahçup olduğum, fedakârlıklarını hiçbir zaman unutmadığım sevgili annemin bu kitapçıkta yer alan sözlerini adeta onun ağzından dinleyeceğim. Bütün bunların yanında annem ve babamdan duyduklarımı çocuklarıma aktarma sorumluluğu da vardı. Sanırım bu işle o yükten de kurtuldum.
- İsmail Güleç

Radyoda Bir Gün
Nezih Uzel
2006,
Türkiye'nin sayılı diplomatlarından rahmetli büyükelçi Muharrem Nuri Birgi'ye emekliliğinde "Muhteşem bir görev döneminden sonra muhteşem bir emeklilik yaşıyorsunuz, hatıralarınızı yazsanız," demiştim. Bana, "Hatıra savunmadır. Benim savunulacak bir şeyim yok, kimseye hesap vermek zorunda değilim…" demişti.

Ben TRT İstanbul Radyosu'nda 34 yıl bulundum. Benim yazdıklarım da savunma değil, 34 yılın hikâyesidir. Bugün için pek faydası da yok, hikâye diye okunur ama, Türkiye müzik tarihinde bir iz olsun, bu yazılar belki gelecekte bir işe yarayabilir, diye düşündüm. - Nezih Uzel

Evveli nokta ahiri nokta, Noktadan noktaya ömrü hayatım
Lütfi Filiz
2006,
"Şunca yaş yaşadım, 'kendini bilmek'ten daha çetin bir meseleyle karşılaşmadım. Varın siz düşünün şimdi, şu yaşına kadar en çok 'kendini bilmek'te zorlanmış biri bir de 'kendini anlatma'ya kalkışırsa ne yapar, ne eder… Ama anlatmak da lazım. Evlatlarım başta olmak üzere, dostlarımın dilek, ısrar ve tavsiyelerine bakılırsa anlatmak da lazım. Anlatmak lazım ki, kimi ilham alsın, kimi ibret; anlatmak lazım ki, aslolan hayatın geçici konağı şu güzeller güzeli dünya bahçesine bir yadigâr da benden kalsın"
- Lütfi Filiz

Yeşil Tahtalar
M. Hulusi Damgacıoğlu
2006,
M. Hulusi Damgacıoğlu, Bergama'da doğdu. Balıkesir Lisesi'nde parasız yatılı olarak okuduktan sonar İTÜ'den Makine Yüksek Mühendisi olarak mezun oldu. Yazar bu kitabında çocukluğundan başlayarak, aile çevresini, okullarını ve Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde liman, karayolu ve demiryolu inşaatlarında yokluklar içinde özveri ile çalışan arkadaşlarını anlatıyor.

"İşten güçten başka gözü bir şey görmeyen saf Anadolu çocuklarıydık ve tek derdimiz daha çok çalışıp hem yurdumuza hem de ana babamıza faydalı olmaktı."

Sultan II. Abdülhamid'in Sürgün Günleri (1909-1918)
Hususi Doktoru Atıf Hüseyin Bey'in Hatıratı

Metin Hülagü
İkinci Baskı
2007,
Son dönem Osmanlı tarihinin en çok tartışılan konularından birisi şüphesiz Sultan II. Abdülhamid ve dönemidir. Elinizdeki kitap bu dönemi ve padişahı daha yakından tanımaya yarayacak ipuçlarını verecektir... Âtıf Hüseyin Bey, Abdülhamid Selanik'e sürgüne gönderildiği zaman kendisine ve aile efradına bakmakla görevlendirilmiş bir askerî doktordur. Yaşamı hakkında pek bir şey bilinmeyen doktor, Abdülhamid'le ilgilendiği yıllar boyunca günlük tutmuştur. Tamamı 12 defter olan bu günlükler, Selanik yıllarından başlayarak, Abdülhamid'in İstanbul Beylerbeyi Sarayı'na nakline ve ölümüne kadar sürmektedir.

Metin Hülagü'nün yayına hazırladığı günlükler, Abdülhamid'in hastalıkları, ilaçları hakkında bilgi edinmenin yanısıra özel hayatı, düşünce ve inanç yapısı, hisleri, sevgi ve nefretleri, kişiliği ve daha çok Avrupa ülkelerine ait hatıraları, şahsî ve siyasî yaklaşımları konusunda bulunmaz bir kaynaktır.

EFSANEDEN TARİHE ANKARA YAHUDİLERİ
Beki L. Bahar
2003,

Bozkırın ortasında bir kasabadan bir başkent yaratıldı. Ankara'yı konu eden yazılarda buna benzer anlatımlar yer alır. Antik çağlardan başlayan parlak geçmişini yok sayarak...

Hititlerin Ankuva dedikleri kente tüm bölgeye adını veren Galatlar Ankyra mı demiş? Denize uzak bu şehrin arması neden bir çapa? I. yüzyılda Roma İmparatorluğu'nun üçüncü en büyük görkemli şehri. Tarsuslu bir Yahudiyken İsa'nın havarisi kesilen St. Paul bu şehre neden iki kez gelip vaazda bulunuyor? O yıllarda bu havalide çok mu Yahudi vardı? İncil'de "Galatlara Mektup" başlığı altında ona atfedilen yazı neden zehir zemberek?

Murat Hüdavendigâr 1360'ta Ankara'yı aldığında şehirde bulunan Yahudi cemaati Türkçe biliyordu. Bizans etkisinden kurtulamamış sinagogda dualarını Grekçe yapıyordu.

Yerlilere Eşkenazlar, İberik yarımadasından gelenler katıldı, kaynaştı, bir toplum oluşturdu... Neden bir varlık gösteremedi? Güvenlik açısından yerinde bir seçim. 13 Ekim 1923'te Ankara resmen başkent kabul edilir. Üç gün üç gece şenliklerle kutlanır. İstanbul basını ve yabancı elçiler karşı çıkmaktadır.

Evet, bir kasaba her alanda gelişti, Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti oldu. Yahudi toplumu da o oranda değişti, Yahudi mahallesinin dışına taştı. 1950'lerde ise Ankara'yı terk başladı ve 1990 sonrasında Ankara Yahudi Cemaati tarihe karıştı. Bir zamanlar yaşadıkları mahallede sanat eseri bir sinagog tanıklık eder geçmişlerine...

GELDİM GÖRDÜM GEÇTİM GİTTİM
İlhan Mimaroğlu
2001,

"Ünlü bestecimiz İlhan Mimaroğlu, müzik yaşantısının yanı sıra çocukluk gençlik yıllarının İstanbul'unu, Ankara'sını, daha sonra yerleştiği New York'u anlatıyor özgeçmişinde. Alışılmış kronolojik bir özgeçmiş değil, Geldim Gördüm Geçtim Gittim. Toplumsal değişimin kaçınılmaz gücünün, eski semtlere, insanlara, müziğe ve genel olarak sanata etkileri, Mimaroğlu'nun keskin gözlem gücü, sanatçı duyarlığı ve eleştirel bakışıyla her satıra sinmiş.

NEYZENLER KAHVESİ
Ahmet Doğan Özeke
tükendi

"Cavit Abi'nin dükkânını kimsecikler bilmez. Çünkü oranın adı'Dede'nin oradır. Yahut, "Hadi Dede'ye gidelim" kabilinden, kısaca 'Dede' denir geçilir. 'Mekân' dediğimiz de, altı kişinin yer iskemlelerinde ancak diz dize sığabildikleri minnacık bir kahve ocağı" Ahmet Doğan Özeke bu kitabında, Beyazıt Çadırcılar Caddesindeki, "Cavit Abi"nin, neyzenler tekkesi haline gelen kahve ocağındaki anılarını kaleme almış.

ŞAHBABA
Murat Bardakçı
2002,

Murat Bardakçı'nın titiz bir araştırmayla topladığı ve bugüne kadar hiçbir yerde yayınlanmamış belgelere dayanarak kaleme aldığı "Şahbaba" sadece Sultan Vahideddin'in değil, ailesinin ve yakın çevresinin de hikayesi...

BUZUKİ EROL
Erol Örter
1998,

Erol Örter'in yedi bestesinin notasının da yer aldığı kitaptan, buzuki hakkında bilgiler de edinebileceksiniz...

ERTESİ GÜNCE
İlhan Mimaroğlu
1994,

..."Günce" deyip dururken, baktım "günlük" demeye başlamışlar. Yumurta gibi. Buldum en iyisini! Yumurta niyetine alın bu kitabı...

GÜNSÜZ GÜNCE
İlhan Mimaroğlu
1989,

...Gerçekte bu kitap başlıyor sayılmaz. Bitiyor da sayılmaz. Başlıyor gibi görünüyorsa da bir yerde (1984), başladığı yer orası değil. Hiçbir yer...

MÜZİKLİ KARELER
Hamit Alacalıoğlu
1996,

Çocuktan Al Haberi
Benim büyük oğlan çok küçük yaşlardan beri prova ve konserlere gelir. Kendi ister gelmeyi. Sonuna kadar da kıpırdamadan dinler. Büyük heyecan duyar bu işten.


kitaplarımız yazarlarımız hakkımızda dükkan linkler

  © 1998 Pan Yayıncılık. Her hakkı saklıdır.
  Web tasarımı EBİ