Ülkü TAMER

Geçen hafta Arif Güzel’den söz etmiştim. Kısa bir hatırlatma: Gaziantep’te kitapçıydı Arif Güzel. 1940’larda, 50’lerde küçücük dükkânında edebiyat sevgisi dağıtırdı sanki. Müşterileriyle ilişkisi bir “iş ilişkisi” değildi kesinlikle, önerilerle, eleştirilerle yüklü bir “görüş alışverişi”ydi.

Edebiyat adına ne isterseniz bulabilirdiniz dükkânında. Büyük kentlerdeki kitabevlerinde sadece Varlık, Yeditepe, Türk Dili dergileri satılırdı genellikle; ama Arif Bey Amca bunların yanı sıra sözgelimi Kaynak’ı, Dinar’da yayımlanan Şairler Yaprağı’nı da sunardı size. Yazarlığa yeni adım atmış gençlere, “Hemen Varlık’a gönderme şiirlerini, Kaynak’la başla” derdi. O şiirlerin Varlık’ta kolay kolay yer almayacağını bilirdi. “Hevesi kırılmasın, belki Kaynak’ta yayımlanır, bizim şair adayı da yüreklenir” diye düşünürdü herhalde.

Arif Bey Amca’nın öğütlerinden ben de nasibimi almış, ilk şiirim Kaynak’ta yayımlanınca nasıl da sevinmiştim.

***

Kitaplar da önerirdi. Önce klasikler. Elbette yeni yazarlar. “Steinbeck’in yeni kitabı geldi.” İnci’yi tutuştururdu elime. “Istrati’nin Kodin’ini okudun mu?”

Ev kadınlarına Cronin’i, Margaret Mitchell’i verirdi. Kimilerine Kerime Nadir’i.

“Varsın okusun” derdi. “Hiç okumamaktan iyidir. Samanyolu’nu okur, oradan Çalıkuşu’na geçer…”

Tıkır tıkır işleyen bir kitapçı-okur ilişkisi kurulmuştu.

Bu ilişkiyi Eskişehir’de, İzmit’te, Bursa’da, İzmir’de de görmüştüm. Ankara’da Muzaffer İlhan Erdost’la Erdal Öz’ün kitapçı dükkânlarını da unutamam.

***

Bu tür kitapçılar yok olmadıysa bile ne kadar azaldı.

Sadece büyük kentlerde değil, tatil kasabalarında bile kitapçılar değil, kitabevleri var şimdi. Büyük kuruluşlar… Onların şubeleri… Raflar “best-seller”larla dolu… Kapılarda, vitrinlerde afişler…

Bir kitap arıyorsunuz. Görevliye soruyorsunuz. “Yazarı kimdi?” İlk kere duyuyor belki. Hemen bilgisayara bakıyor. “Bizde yok.”

Kitapçı-okur ilişkisi de yok elbet.

***

Kimi işler vardır, sadece “iş”tir. Taraflar arasında özel ilişkiler gerektirmez. Önemli olan o işin yapılması, tamamlanmasıdır.

Ama özellikle sanat alanlarında karşılıklı ilişki yoksunluğu büyümeyi, gelişmeyi engeller, o alanlardan bir şeyler götürür, eksiltir.

Kitapçı-okur ilişkisi, hiç değilse edebiyat sevgisinin diri tutulmasına yarıyordu.

Bu ilişki şimdi kaldı mı, kaldıysa nerelerde var, bilemiyorum.

Geçen hafta önerdiğim “Arif Güzel Ödülü”, sınırlı bile olsa, bu tür ilişkinin diri tutulmasına yarayabilir diye düşünüyorum.

Kapısından içeri girip de “Merhaba” diyebileceğim, bir tabureye çöküp yazarlar, kitaplar üstüne sahibiyle iki çift laf edebileceğimiz küçücük kitapçı dükkânını nasıl özlemişim…

Cumhuriyet, 11 Ağustos 2012

Etiketler:
X