Basından

Kitaptan bir bölüm




18.YÜZYILDA TÜRK MÜZİĞİ
Charles Fonton
Sunuş: Cem Behar
Birinci Basım: Kasım 1987
Kapak Grafiği: Final Reklamcılık
Nota Yazımı: Ganime Altun

Onyedinci ve onsekizinci yüzyılların İstanbul'unda musiki hayatı hakkında pek az şey biliyoruz. Bu konudaki en önemli kaynaklar, kuşkusuz, Avrupa seyyah ve müsteşriklerin yazdıklarıdır. Ancak, bunlardan birçoğu Türk Musikisi dinlememiş, kulaktan dolma bazı üstünkörü bilgileri kendi önyargılarının süzgecinden geçirerek yayınlamakla yetinmiştir.

1725 civarında doğan Fonton, Türkçe ve Arapça öğrendikten sonra 1746'da, İstanbul'a gelmiş ve 1753'e dek 7 yıl kalmıştır. Daha sonra Halep, Kahire ve İzmir'deki Fransız Konsolosluklarında dragoman (tercüman) olarak görev yapmıştır. 1751 yılında yazdığı bu "Deneme"de Fonton, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentinde musikinin öğrenimi ve icrasıyla ilgili pratik ve somut bilgiler vermenin yanısıra, usuller, perdelerden sözetmekte ve 18. yüzyılda Klasik Türk Musikisi'nde en çok kullanılan sazları (ney, tanbur, miskal, rebap) ayrıntılı bir biçimde tanıtmaktadır. Ayrıca altı tane musiki eserinin notasını kitaba eklemiştir.

Charles Fonton'un "Deneme"si bugüne dek Fransızca, Türkçe ya da başka herhangi bir dilde yayınlanmış değildir. Doç. Dr. Cem Behar (1946), Paris'teki Bibliotheque Nationale'de bulunan elyazması tek nüshasından Türkçe'ye kazandırdığı eseri, kapsamlı sunuş yazısıyla zenginleştirerek yayına hazırlamıştır. Cem Behar Boğaziçi Üniversitesi'nde öğretim üyesidir.


Basından

İlk bakışta çeviri kitabı gibi gözüken "18. Yüzyılda Türk Müziği" adlı kitapta da, günümüz yazınına ve araştırmacılığına bir başka katkı boyutuyla karşılaşıyoruz. Kolaycılığın revaçta olduğu 'inceleme' modellerini tamamen dışlayan Behar, Charles Fonton'un 'Deneme'si üzerine yazdığı 40 sayfalık önsözde, tartışmasız bir özen ve ciddiyeti içeren araştırmacılığını da tekrar sergiliyor. Önce yazarın yaşadığı tarihsel süreç ve bulunduğu ortam ve yerleri titizlikle saptayan Behar, yazarı Türk Klasik Müziği üzerine araştırma yapmaya iten nedenleri özenle sergiliyor. Buna ek olarak da, bu Deneme'nin 200 küsur yıl içinde üzerinde topladığı ilginin son derece az olmasına da şaşkınlıkla bakıyor diyebiliriz. Yazarın hayatı ve Deneme'sinin topladığı ilgisizliğin mantığını da özenle sorgulayan Behar'ı, çeviride başarılı bir dil ve anlatım düzeyine ulaştıran da bu birikimi olsa gerek.
(Güneş, 3 Şubat 1988)


Kitaptan Bir Bölüm

Adına herkesin övgüler düzdüğü müziğin, bu ilâhi sanatın, yandaşları sayılamayacak kadar çoktur. En barbar iklimlerde bile etkisini hissettiren müziği canlılar evreninin hâkimi olarak nitelesek yeridir. Müzik zevki olmayan ülke yoktur. Ancak bu müzik zevki, tıpkı âdet ve gelenekler gibi, ülkeden ülkeye çok değişir. Bu âdet ve gelenek farklılıkları çoğu kez hoşgörüyle karşılanır. En tuhaf âdetlere bile, gerek söz konusu uygarlığın eskiliğinden, gerekse kanun koyucunun yetkisine duyulan saygıdan dolayı, hoşgörüyle bakılır.

Oysa, müzik ve diğer sanatlar sözkonusu olduğunda, yargılarda hoşgörüye pek rastlanmaz. Yabancı ulusların -özellikle de Avrupalı olmayanların- her türlü bilgi ve zevkten yoksun bir kara cehalet içinde yaşadıkları düşünülür. Amacım bu yanlış ve küçümseyici yargıyı hepten ortadan kaldırmak değil, yalnızca Şark Müziği hakkında bir fikir vermektir. Bu asil sanatın, onun değerini bilemeyen barbarlarda nasıl var olabileceğini soran eleştirmenlerinin sesini şimdiden duyar gibiyim. Ne diyeceklerini iyi biliyorum: akordsuz bir çalgı keşmekeşine, armonisiz seslere, uyumsuz hareketlerle kaba saba şarkılara, tiz ve pest seslerin garip karışımlarına, birbirleriyle ilgisiz perdelerin çorba edilmesine, özetle zevk yerine ürküntü veren korkunç bir senfoniye müzik adı verilebilir mi?


  © 1998 Pan Yayıncılık. Her hakkı saklıdır.
  Web tasarımı EBİ