|
|
|
|
|
Abdülbaki Gölpınarlı Pan Yayınları - Gri Yayın Dizisi Tıpkıbasım: Ekim 1992 Kapak Fotoğrafı: 16. -17.yy. Melami büyüklerinden İdris-i Muhtefi'nin İstanbul Kasımpaşa'daki merkadi Fiyatı: Melamilik, tasavvufa ve tarikatlara karşı, İslamiyetin ilk dönemlerinde ortaya çıkan ve yüzyılımıza kadar devam eden bir reaksiyon... Sufilerin bir kısmının "en yüksek makam" saydığı, bir tür gizli inanç sistemi... Şarkiyat biliminin zirvelerinden Abdülbaki Gölpınarlı'nın (1900-1982), ilk baskısı 1931'de yapılan "Melamilik ve Melamiler"i bu konuda yazılmış tek eser ve günümüzde de hala tek ana kaynak... İlk baskısı bugün "nadir" bir kitap olan "Melamilik ve Melamiler"in bu yayını, yazarının kendi nüshasının bir tıpkıbasımı... Gölpınarlı'nın yaptığı düzeltmeler aynen korunuyor, sayfa kenarlarına aldığı notlar muhafaza ediliyor ve bunların yeni yazıya çevirileri veriliyor... Bir yazarın, Gölpınarlı'nın ölümünden sonra da dediği gibi, "Abdülbaki'den kalan ışıklar, daha çok uzun süre, o yollarda dolaşmak isteyenleri karanlık labirentlerde tökezlemekten kurtaracaktır..."
Her yazara nasib olmayacak böyle bir şeyi, Abdülbaki Gölpınarlı sağlığında gördü... "Melamilik ve Melamiler", yayınlanmasının üzerinden 61, Gölpınarlı'nın vefatının üzerinden de 10 yıl geçmesine rağmen, hâlâ konusundaki tek ana kaynak. Verdiği bilgilere diğer araştırıcılar tarafından hiçbir yeni bilgi eklenmedi, sadece ondan alıntılar veya ona atıflar yapıldı. Bu kitabı böylesine önemli yapan ve başarılı kılan sebep, Melamiliğin Gölpınarlı için sadece bir araştırma konusu değil, bir hayat felsefesi olmasıydı. Melamilik, onun yaşadığı çevreydi, inandığı doktrindi ve bu kitabı yazarken, mezuniyet tezi olarak üzerine aldığı bir vazifeyi yerine getirmiyor, bir yerde kendi hayat felsefesini kaleme alıyordu... Bir Hamza Bali'ye, bir İdris-i Muhtefi'ye veya 20. yüzyılın bilinen son Melami kutbu Seyyid Abdülkadir-i Belhi'ye bağlılığı hayatı boyunca sürdü. Gerçi bütün eserlerini Türkçe'ye çevirdiği Mevlana Celaleddin-i Rumi'ye de her şeyiyle bağlıydı, hilafet ve destar sahibi bir Mevleviydi ama Melamilik onun için başka bir şeydi, bir hayat tarzıydı. Zaten Melamiliğin bir tarikat değil, bir yaşam biçimi olduğunu söylerdi hep. Mezar taşının "bî ser-u pâ" -başsız ayaksız- bir Melami taşı olmasını istemesi de, bu inancının hayatının sonuna kadar devam ettiğini gösterir. "Melâmet... tasavvuf ehline karşı çıkan bir zümrenin benimsediği yoldur. ...Melâmetî, ululuktan, davadan, kendini göstermekten, halkın sevgi ve saygısını kazanmak kaydından geçen, kerameti, insana benlik verdiği için erkeklerin hayız görmesi sayan, kendini herkesten aşağı, herkesi kendinden üstün gören, giyim-kuşam özelliğiyle, tekkeyle, vakıftan hazır yemekle, zikirle, vecde gelip bağırıp çağırmayla kendisini göstermeye çalışmayan, halktan hiçbir suretle ayrılmayan, kazancıyla geçinen, iç yüzden Hak'la, dış yüzden halkla beraber olan, hattâ halkın saygısını, sevgisini bir kayıt bildiğinden, nafile ibadetlerini bile gizleyen, buna karşılık, onların kınamasından ürkmeyen, hattâ hattâ, bu yüzden de halka kendisini kötü gösteren kişidir..."
|
|
|
|
© 1998 Pan Yayıncılık. Her hakkı saklıdır.
Web tasarımı EBİ