Basından

Kitaptan bir bölüm

Yazar biyografisi




MÜZİKLİ KARELER
Hamit Alacalıoğlu
Birinci Basım: Ağustos 1996
Montaj: Neşet Mut
Kapak Tasarımı: Tan Oral
Kapak Grafiği: Fatih M. Durmuş
Önsöz: Hamit Alacalıoğlu
Fiyatı:


İçindekiler

Bir Dinozor Öyküsü
Nerede O Eski Şefler
Yardımcı Piyano
Rusça'nın En İyisi
Son Metelik
Eleştiri
Dosta Düşmana Karşı
Hocaların Moral Takviyesi
Tanıdım Tanıdım
Ev Temizliği
Acemi Çaylakların Schumann Gecesi
Özel Plasman
Taklitlerinden Sakınınız
Ufak Bir Yanlışlık
Olacak Şey mi Bu?
Kendini Alkışlatma Metotları
Hans'ın Parmağı
Birazcık Fantezi
Eşekleşmenin Yararı
Son Dua
Üstün Yaratık
Ortanın Solu
Arkası Görünen Delik
Beterin Beteri
27 Mayıs Destanı
Az Laf Çok İş
Strauss'lu Bach Kokteyli
Bilmece
Önemli Kusur
Parayla İnsan Gebertmek
Çocuktan Al Haberi
Diplomatik Nezaket
Nasıl Tanımam?
Keman-ı Şikeste
Patetik Senfoni
Utangaç Kemancı


Basından

... Asıl mesleklerinde yıldız olanların daima hobileri vardır. İşinizden yorulduğunuzda, sizi dinlendirecek başka bir limana sığınmanızı sağlar.
Gerçekte hobisiz olanlara çok acırım, hobisizlik cehennemi çok yakıcıdır, iş dönüşü evde insanı çıldırtır. Hobisi olmayanların tek yapacakları tek şey, zapçılıktır. Merak, hobi deyince, hemen bunu gerçekleştirmek için servet sahibi olmadığımız mukabil iddiasını ortaya atarız. Oysa, kibrit kutusu biriktirmek için çok paraya ihtiyaç yoktur. Bu gerekçeler hayatımızı hobilerle zenginleştirmeyi düşünmediğimizden kaynaklanır.

Hobi, ikinci/asıl meslek kataloğunda doktorlar sayısal bir egemenliğe sahipler. Şair Tabipler antolojisine bir baksanız yeter. Dr. Hamit Alacalıoğlu'nun Müzikli Kareler'ini okudum. Çok sesli müzik dünyamızdan anılar. Tan Oral'ın çizgileri kitaba görsel güzellik katmış.
Hamit Alacalıoğlu, psikiyatr ve kemancı.

Hobiler, İkinci Zevk'ler, İkinci Asıl İşler'i birbirinden ayırmak mümkün değil. Hayatın içinde böyle bir analize gerek var mı?
(Doğan Hızlan, Hürriyet, 2 Ocak 1997)


Kitaptan Bir Bölüm

Çocuktan Al Haberi
Benim büyük oğlan çok küçük yaşlardan beri prova ve konserlere gelir. Kendi ister gelmeyi. Sonuna kadar da kıpırdamadan dinler.
Büyük heyecan duyar bu işten.
Küçük, o zaman üç buçuk yaşında. (Şimdi kazık kadar oldular maşallah!) O da provaya gelmek istiyor. Pek cesaretim yok ama bir deneyelim dedik.
Her ikisini de aldım, o zamanlar Şehir Orkestrası'nın çalıştığı Radyoevi Mesut Cemil Stüdyosu'na götürdüm. Ortalarda bir yere oturdular.
Prova başladı. Şimdi unuttum. Hararetli bir eser veya bölüm. Cemal Bey bütün heyecanıyla yönetiyor. Biz de istekle çalıyoruz.
Ama aklım ve gözüm bizim oğlanda. Münasebetsiz bir şey yapıp da canımı sıkmaz inşallah diye dua ediyorum içimden. Fakat o sakin, hareketsiz ve büyük bir dikkatle dinliyor müziği.
Birinci bölüm bitti. Cemal Bey bageti bırakıp antrakt der demez bizim oğlan yerinden fırladı. Koşarak şef kürsüsünün altına geldi. Eliyle koluyla hareketler yaparak, bağıra çağıra:
Yaşa amca!.. Orkestrayı hokkabaz gibi idare ettin valla! demez mi?
Cemal Bey şöyle kartal gibi kürsüden aşağıya baktı. Avı, küçücük bir fare misali kürsünün dibinden onu gözlüyordu. Acaba bu bir iltifat mı idi? Yoksa başka bir şey mi?
Herhalde başka bir şey olduğu kanısına vardı ki, her zamanki şımarımtrak haliyle mızıklandı Cemal Hoca: Ne duor bu küçük adam Allahaşkına!
Orkestra katılıyordu gülmekten. Bunca yıldır yüzüne söyleyemediklerini bir küçük adam söyleyivermişti işte.


  © 1998 Pan Yayıncılık. Her hakkı saklıdır.
  Web tasarımı EBİ