Kitaptan bir bölüm

Yazar biyografisi

Yazarın Pan Yayıncılık'tan yayınlanmış diğer kitapları:

Maragalı Abdülkadir
Refik Bey Refik Fersan ve Hatıraları
Son Osmanlılar
Sultani Besteler



ŞAHBABA
Osmanoğulları'nın Son Hükümdarı 6. Mehmed Vahideddin'in Hayatı, Hatıraları ve Özel Mektupları
Murat Bardakçı
Pan Yayınları - Gri Yayın Dizisi
Sekizinci Basım: Kasım 1999
Kapak Grafiği: Fatih Durmuş
Fiyatı:

Önsöz'den

Şahbaba, yapayalnız bir insanın öyküsüdür.

Şartların doğru karar vermesine imkan bırakmadığı, hatta olup bitenleri değerlendirmesine bile izin vermediği çaresiz bir insanın öyküsü… Huzuruna el-pençe girildiği günlerin hemen ertesinde hain ilan ediliveren sarayın yalnız adamının, Osmanoğulları'nın son hükümdarı Mehmed Vahideddin'in, torunları arasındaki ismiyle Şahbaba'nın hikayesi...

Tac sahiplerinin gerçi hemen hepsi yalnızdır ve yalnız olmayan belki tek bir hükümdar bile yoktur ama aralarında derin bir mesafe de bulunsa, içlerini dökebilecekleri tek-tük dostlara sahiptirler.

Peki, Sultan Vahideddin'in hiç dostu olmadı mı?

Cevabı hükümdarın bizzat kendi kızı veriyor; Sabiha Sultan yayınlanmamış hatıralarında "… Babam, yaradılış itibariyle çekingen, çok mütevazi, muhiti çok dar, dostu, arkadaşı yok denecek kadar az bir insandı" diyor.

Vahideddin iktidar yıllarında da yalnızdı… Bu yüzdendir ki hep tek başına kaldı ve nihayet bir zamanlar sureta da olsa kendisinden yana görünenler tarafından bile terkedildi

O, bütün bu olup bitenlerin galiba en başından beri farkındaydı… Bu idrak ediş, sürgünde yazdıklarında apaçık görünüyor… Mektuplarında tahtından ve memleketinden olmuş bir hükümdardan ziyade küskün, yalnızlığın darbesi altında ezilmiş, dönüş ümitleri yavaş yavaş erirken vatan ve aile hasretini alaturka şarkılar besteleyerek terennüm eden, herşeyiyle kadere teslim olmuş bir insan konuşmaktadır…

Kitaptan bir bölüm

İstimbotlar rıhtımdan peşpeşe kalktı… Açıkta demirli zırhlıya varmaları, sadece birkaç dakika sürdü… İskele indirildi ve istimbottan gemiye çıkan 60'ını geçkin gözlüklü adam güverteye ayağını attığı anda askerler selama durdu…

Güneş daha yeni doğmuştu…

Biraz sonra demir alındı… Gözlüklü adam zırhlının kıç tarafında, ayaktaydı… Şehrin sisler içinde hayale dönen siluetini seyrediyordu… Gözleri hafiften yaşarmıştı herhalde… Belki çıktığı sonrasız yolculuğun muhasebesini yapıyordu, belki 61 yıllık ömrünün… Belki de ufukta artık seraba dönen şehri bir daha görüp göremeyeceğinin elemindeydi…

Sonra bir yağmur başladı… Marmara ağlıyordu, Istanbul ağlıyordu ve güvertedeki gözlüklü adam, Abdülmecid Han oğlu Sultan Altıncı Mehmet Vahideddin de ağlıyordu… Istanbul, 1922'nin 17 Kasım Cuma sabahına gözü yaşlı girdi…

Son hükümdarın 1275 gün devam eden ve ölümüyle bile noktalanmayan dönüşsüz yolculuğu, böyle başladı…

Ankara Hükümeti'nin Istanbul'daki temsilcisi Refet Paşa'nın (Bele) bir akrabası, yıllar sonra bir dostuna "Padişah'ı gitmeye ikna edebilmek için, bizim Paşa günlerce az mı dil dökmüştü?… 'Kalırsanız kan akacak efendimiz… Hiç olmazsa birkaç aylığına gidin; payitahtınıza ortalık yatışınca yeniden avdet buyurursunuz…' diye az mı uğraşmıştı?" diyecekti…


  © 1998 Pan Yayıncılık. Her hakkı saklıdır.
  Web tasarımı EBİ