Geri Dön

FELSEFEYLE DANS EDEN ADAM

Lafı biraz uzatmayagörün, bir olayın nedenleri ve sonuçları üzerine düşüncelerinizi biraz ayrıntılı biçimde anlatmaya kalkmayagörün, hemen "felsefe yapma!" derler adama, Aslında bu deyim, insanların felsefeyi çapraşık bulmalarından, felsefeye ürkerek yaklaşmalarından kaynaklanır bir ölçüde.

İşte, Jostein Gaarder'in yaklaşık iki yıldır Avrupa yayın dünyasını allak bullak eden Sophie'nin Dünyası adlı kitabı, insanların, özellikle de gençlerin felsefe korkusunu yenmenin yolunu yordamını bulmasına borçlu başarısını. Yakın zamana kadar Norveç'in Bergen kentindeki bir meslek lisesinde felsefe öğretmenliği yapmış olan Gaarder, bütün bilimlerin anası sayılan felsefeyi okurlarına ilginç, sürükleyici bir öyküye büründürerek sunuyor. Gaarder'in, konusu felsefe olan romanının kahramanı Sophie adlı 14 yaşında bir kız çocuğu. Sophie bir gün okuldan eve döner ve bir zarf bulur. Zarfın içinden bir kâğıt çıkar. Kâğıtta "sen kimsin" diye bir soru yazılıdır. Giderek Sophie'ye başka zarflar da gelecek, bu zarfların içinden başka sorular çıkacak, Sophie kendini ilginç bir "mektupla felsefe" öğreniminin içinde bulacaktır. Kimliği belirsiz öğretmenin en büyük kaygısı, Sophie'nin de "yetişkinlerin çoğu gibi yeryüzünün gizlerine kayıtsız biri" olup çıkmasıdır. Belki de Gaarder'in felsefeyi çocuk oyuncağına çevirdiği bile söylenebilir. Sözgelimi, Demokritos'un gerçeğin son, artık bölünemez, bozulamaz diye tasarladığı son öğelerini, yani atomları lego parçalarından yola çıkarak açıklıyor. Eski Yunan'a götürdüğü Sophie'yi öğrencisi Plato'la gezintiden dönen Sokrates'le tanıştırıyor. Kitap boyunca Descartes, Spinoza, Kant, Kierkegaard, Marx, Darwin, Freud gibi düşünürlerle karşılaşan Sophie, böylece felsefenin temel sorunlarıyla yüz yüze geliyor. Kuşkusuz, Gaarder'in bu yaklaşımı, biraz da Umberto Eco'nun Gülün Adı adlı yapıtını andırır biçimde, sürükleyici bir "polisiye" felsefe romanı çıkarıyor ortaya. Ama belki de Sophie'nin Dünyası'nın gençleri yakalamasının sırrı, felsefe gibi bir konuyu çekici kılmasında, felsefeyi hayatla dolaysız bağıntıları içinde ele almasında.

Gaarder aslında insanların felsefeye ilgi duymalarına değil, felsefeyle ilgilenmemelerine şaşırıyor. Hep soru sormayı seven, hayata her zaman hayranlık ve şaşkınlıkla bakabilen biri Gaarder. Küçüklüğünde de annesine ve babasına habire soru soran bir çocukmuş zaten. Sözgelimi, insanın kafası onca düşünceyle uğraşırken ayakları nereye gideceklerini nasıl bilebiliyor, diye sorarmış annesiyle babasına. Bugün biri on sekiz, öbürü on yaşında iki oğlu olan Gaarder çocukların sorularına doğru yanıtlar vermenin çok önemli olduğu kanısında. ama çocuklara gerektiğinde "bilmiyorum" diyebilmenin de aynı ölçüde önemli olduğu görüşünde. Büyüklerin yalan söylediğini çocukların hemen anladığını belirtiyor. Çocukların merak duygusunun özenle korunması ve beslenmesi gerektiğini savunan Gaarder, bir zamanlar insanların düşünce alışverişinde bulundukları eski Yunan kentlerinin agoralarını ve çocukların dış dünyayla ilk kez yüz yüze geldikleri anaokullarını gerçek felsefenin boy attığı yerler olarak görüyor.

Sophie'nin Dünyası'na önce kolay okunabilecek bir ders kitabı olarak başlayan Gaarder çok geçmeden "kürsüden ders anlatan sıkıcı bir öğretmen" gibi duyumsamış kendini ve geleneksel anlatım yöntemlerini rafa kaldırarak olgularla düşlemleri buluşturan bir yöntem benimsemiş. Sophie'nin Dünyası'nda gezinirken bu yöntemle felsefe öğrenen Norveçli gençler, üniversite giriş sınavlarındaki felsefe sorularını kolaylıkla yanıtlayabiliyorlar. Gaarder'in amacı, gençlerin eleştiri ve çözümleme yeteneklerini geliştirmek. Peki, bu 500 sayfalık felsefe serüveninin hedeflediği okurlar daha çok hangi yaştan? Kitap okuruna bu tür sınırlar koymak hiç kuşkusuz doğru değil. Ama gene de Sophie'nin Dünyası'nı çoğunlukla gençlerin, üniversite öncesi öğrencilerin, ilk gençlik çağını sürenlerin okuduğu anlaşılıyor. Ama felsefeyi keyifli bir oyuna dönüştüren bu kitabı yetişkinlerin de okuduğundan eminim. Nitekim, kitabevi yöneticileri Sophie'nin Dünyası'nı belirli bir sınıflamaya sokmakta büyük güçlük çekiyorlarmış. Çocuk kitabı mı, gençlik kitabı mı, büyükler için bir kitap mı? Müşterilere anlatması zor! Ama Gaarder'in gerçek amacı da bu olsa gerek: Şaşırtmak, kışkırtmak ve insanlara hiç sormadıkları soruları sordurmak.

Sophie'nin Dünyası, Gaarder'in dördüncü kitabı. Yazıp bitirdiğinde, "Bu kitabı kaç kişi okur bilmiyorum" demiş. "ama bizi zengin etmeyeceğinden eminim!" Ardından, daha da ileri giderek para kazandıramayacak böyle bir kitabı basmaya cesaret ettikleri için yayınevi yönetimine bir teşekkür mektubu göndermiş.

Kitap bugün Gaarder'in ününü çoktan Norveç sınırlarının ötesine taşımış durumda. Üç yıla yakın bir süre içinde üç milyona yakın satmış Sophie'nin Dünyası. Tam otuz iki dile çevrilmiş. Yalnızca Almanya'da bir milyona yakın okur bulduğu söyleniyor. İsviçre'de, İtalya'da, İspanya'da, Kore'de bir numaraya yükselmiş. ama Gaarder, bir best-seller yazmış olduğu için değil, kendisine para kazandıracağını aklının ucundan bile geçirmediği bir kitaba bunca emek vermiş olduğu için onur duyduğunu belirtiyor gene de.
"Yıllarca ekmek ve süt alabilecek kadar param var şimdi! Lüks gereksinimlerin yok. Daha rahat yazabilmek için Oslo'da bir daire satın aldım, o kadar!"

Kırk iki yaşındaki Jostein Gaarder kendini İskambil Kâğıtlarının Esrarı adlı romanının karakterlerinden Joker'e benzetiyor. Gene gençler için yazdığı bu romanda Joker kendi varoluşunu sorgulayan tek karakter. Sophie'nin Dünyası'nın başarısını da dünyada sandığından çok daha fazla "Joker"in bulunmasına bağlıyor zaten. Gaarder, felsefenin Aristoteles'ten bu yana "erkek egemen" bir alana dönüştüğü kanısında. Biraz da buna karşı çıkmak için kitabının kahramanı olarak Sophie'yi seçmiş:
"Sophie'nin eski Yunancadaki karşılığı Sophia erdem, bilgelik anlamına gelir. Tanrıça Athena'dan bu yana erdem dişil bir kavram olagelmiştir. Erkekler anlamaktan çok anlaşılmaya önem verirler; bilgiyi bir hayvanın boynuzları gibi kullanırlar!..."
(Celal Üster, Cumhuriyet, 15 Şubat 1995)



  © 1998 Pan Yayıncılık. Her hakkı saklıdır.
  Web tasarımı EBİ