MEHMET CAN ŞAŞMAZ…

 

Sinemasal geçiş planlarıyla kurgusuna akışkan tartım kazandırarak okunurluğunu yükselttiği romanında Mehmet Can Şaşmaz, bir kasabada yaygın biçimde yaşanan intihar olaylarına yöneliyor. Ustaca yerleştirdiği bir kara anlatı/güldürü damarıyla sıkıcı hale gelebilecek sorunsalı böylelikle romana yerleştirmeyi de başarıyor… Bu arada romana bir deli kaymakam eklemeyi savsaklamadan.

 

“Sanki herkes(in) cebinde saatli bombayla dolaş(tığı)” bir kasabadır çünkü burası. “Canına tak ed(en) saati ileri sar(ar), ‘Haydi eyvallah!’ ” (46) Ötesinde yazar, insanlar kadar atları da katar bu eyleme…

 

Bir yandan Güzey’deki karakterleri tanıyıp onların derin vuruklarıyla tanışıyorsunuz, öte yandan güldür güldür akan bir roman okuyorsunuz. Bunda yazarın, yapıtını enikonu aykırı gerçekçi temele yaslamasının da payı var kuşkusuz. Metin Kaçan’ın Ağır Roman’ından, Berna Durmaz’ın Fasit Daire’sinden sonra Mehmet Can Şaşmaz farklı bir dünya örüntüsüyle çıkıyor gerçekten karşımıza.

 

Kaymakam kadar sürekli intihar hülyasıyla gezinen Devran karakterine de değinilebilir ayrıca… Yazar, bütün bunları trajikomik temelde, yabancılaştırma etmenine dayalı bir gerçeklik düzlemine yerleştiriyor anlatısında. Bu yabancılaştırma üzerinde ne denli durulsa yeridir bana göre.

 

Roman, “Güzey” adını kasabanın konumundan almıştır zaten. Lanetlendiklerini düşünür çünkü  kasabalılar: “dedeleri(.) dağın kuzeyine yerleşerek sırtlarını kıbleye dönmüş(lerdir) bir kere!” (93) “Dağın kuzey yamacı mesken tutulur mu? Tutulmaz, soğuk olur, gölgede olur, verimsiz olur; güzey denir!” (70)

 

İşini iyi bilen bir yazar tarafından verimlenmiş bu sevimli roman, akıp giden şu gergin, gerilimli günlerde bir tuhaf distopya oluşuna karşın ne yalan söylemeli yine de iyi geliyor insana… Sinemacılar da el atıp farklı, ama akışkan bir film yapabilir bundan, söylememiş olmayayım…

M. Sadık Aslankara, “Üç öykücü; üç ilk roman”, Cumhuriyet Kitap, sayı 1293, 27 Kasım 2014

Etiketler:
X