Osman Hamdi Bey’den Picasso’ya Çocuklar İçin Çağdaş Sanat, çocuklar için hazırlanmış çok sayıda sanat kitabından farklı bir perspektif çiziyor. Renkli ve sıradışı sanatçı profillerinin yer aldığı seçki, “sanatın kolektif bir olgu” olduğu anlayışından yola çıkıyor.

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun, “Sanatı tarif etmek zorunda olsam oyundur derim,” ifadesi sanatı çocuklara tarif etme muammasını noktalar niteliktedir. Osman Hamdi Bey’den Picasso’ya Çocuklar İçin Sanat başlıklı kitap, Bedri Rahmi’nin bu sözlerinden ve renk dünyasından söz etmese de sanatı bir oyun olarak örneklendiren, farklı açılardan bakmayı gösteren, atölyeler için uygun, değerli bir çalışma. (Bedri Rahmi’den bahseden kısımdaysa şair-ressamın sık sık parasız kaldığı ve çok acıktığı bir anda lokantaya bir tas mercimek çorbasıyla bir tabak menemen için resim verdiği anlatılıyor sadece.)

Sanat kavramları, akımları, türleri hakkında mizahî bir dille bilgi veren, karikatürlerle desteklenmiş yayında sanatçılar hakkında ilgi çekici ayrıntılar yer alıyor. “Sanat nedir ki? Bir tür güneş gözlüğü mü?” sorusuyla açılan, ikinci tekil ve çoğul seslenişlerle samimi bir akışı olan metinlerde, sanat çok yönlü tanımlanıyor. “Sanat dünyasında yapılacak gezintilerin bir özelliği de sanatın belirli bir yere çıkmamasıdır,” ifadesiyle yazar Süreyyya Evren (adında üç tane y var), açık ve özgürlükçü bir bakış açısıyla çağdaş sanata odaklanıyor. Kitapta çok bilinen sanatçıların yanı sıra, fazla tanınmayan ya da yeni yeni eser vermeye başlamış, daha çok “yenilikçi”, hatta sanatta çığır açan, özel hayatlarıyla da hayli ilginç sanatçılar çıkıyor karşımıza. “Sanatta önemli olan şey de yeni olandır. Yeni bir bakış,” cümlesiyle de bu sav pekiştirilmiş. Devamında yer alan, “Yeni şehir eşittir yeni sanat,” tartışılması gereken iddialı bir hipotez. Manidar aynı zamanda. Yeni şehir yeni sanata eşit değildir bana göre. Şehir bir sonuçtur, sanatsa bir itiraz. Şehir sanatı kapsar ama ona denk değildir.

 

BİRLİKTE TADINA VARMAK

Hayata sanatla bakmayı salık veren yayında çok zengin bir panorama var. Andy Warhol’dan Sevim Burak’a; kendi dağınık odasını galeriye taşıyan İngiliz sanatçı Tracy Emin’den üçüncü sayfa gazete haberleri görsellerindeki ağaçları kesip çıkaran fotoğraf sanatçısı Borga Kantürk’e; renk üstatları Matisse ve Rothko’dan, camekân bir odada kendi kendine konuşmalarını kaydeden Mısırlı sanatçı Hassan Khan’a; piyanosunun başında sessizlik eseri 4’33″’ü sunan Amerikalı John Cage’den, “Taklitçiler 2010” adlı kolektif çalışmada birbirini taklit ederken videolarını
çeken İsveçli Johanna ve Merve’ye…

Sanat eseri denen şey bazen, yanına birebir ölçek fotoğrafı ve sözlük anlamı asılan bir sandalye; her sabah evden çıktıktan sonra karşılaşılan ilk insanı takip etmek ve bu deneyimi aktarmak; fil kakası ile sanatçı kakası; boşluk, Kaplumbağa Terbiyecisi tablosu, bazen içinde korkutucu kaza çizimleri olan alışılmadık bir boyama kitabı, bazen de birlikte pilav ve aşure yemektir.

Kitapta “Sanat kolektif bir olgudur. Birlikte tadına varılır sanatın,” sözleriyle çocuk ve gençleri sanata davet eden anlayış dikkat çekiyor. Başlıklar arasında yer alan çeşitli etkinlik önerileri okullara ışık tutacak nitelikte. Ayrıca kitabın arkasına bir sözlük ve sanatçıların kısa özgeçmişleri eklenmiş.

Zengin içeriği ve “sanatta bağımsızlık” yaklaşımıyla değerli bulduğum yayında popüler yaklaşımlar yok değil. Van Gogh’un kulak kesme hikâyesinden, ünlü eserlerin fahiş fiyatlarından kaçılamamış. “Sanatçı olmak için ne gereklidir?” sorusunun cevap şıklarından biri “zengin baba”. Karikatürlerde baba egemen, çocuklarla sanat üzerine konuşan kişi hep erkek, anne hiç yok. “Zengin baba iyidir, her gün daha fazla şeyi çöpe atabilirsiniz,” mizahî, ironik bir ifade olsa da tekil cinsiyet bakışı, amaç bu olmasa bile, fark ediliyor. Sanat eserinin parayla ilişkisi üzerinde bu denli durulması da genel geçer fikirlerin çekim alanına kapılmanın etkisi sanki.

En sonda Katalan mimar sanatçı Jordi Colomer var (Pembe Çanta, 2008). Eserinde eline pembe bir çanta alıp bir tepeden kenti kucakladığı yazıyor, ancak bahsi geçen fotoğraf ve videoda görünen kişi değil Colomer, fotoğrafı çeken kişi.

 

Bu renkli ve sıradışı sanatçı seçkisini hazırlayan yazarın son cümlesine, Colomer’in pembe çantasını da kolumuza takıp katılalım, “İnsan kendi
yaşadığı kenti en iyi sanatla sevebilir.”

Simla Sunay, İyikitap, Mayıs 2015, Sayı: 74

Etiketler:
X