Uğur HÜKÜM/ugur.hukum@gmail.com

Bir kente, bir yöreye duyulan sevgi, hayranlık ve bağlılık ne yalnızca uğrunda dökülen kanlar, yiğitlik-cengâverlik çığlıkları; ne de batan güneşle, doğan mehtabın suya vuran aksi, saray, kale, kilise, cami siluetleri gibi fiziksel, biçimsel güzellik tanımlamalarıyla ölçülebilir. Saydıklarımız yerine göre olumlu veya olumsuz birer etken olarak göz önüne alınabilir. Sen bir kentin işgalden kurtuluşunu değil de fethini kutluyorsan; adına kurduğun sanal müzelerde kahramanlık güzellemeleri ve tarihi masallarından öteye anlatacak hikâyen, dünya bilim ve sanatına katacağın evrensel ürünün yoksa, tarih denen sürecin ilksel (ilkel değil) aşamalarında henüz emekliyorsun demektir. Oysa bir kenti gerçekten imrenilir, cazip, efsanevi, diğerlerinden farklı, belki (de şimdilik) üstün kılan hakkında yazılan, çizilen, çekilen, bestelenen eserlerdir. Yazılı, görsel, işitsel, tüm duyulara hitap edebilen esinlenme kaynaklarının zenginliği; bunların çoğunluk tarafından okunabilir, dinlenebilir, görülebilir, yenilebilir, içilebilir, giyilebilir, kullanılabilir, paylaşılabilir olması bir ana boyuttur. Bu boyutun insanlığa; o kente gitse de, gitmese (gidemese) de yerkürede teneffüs eden 6 milyar insana bir düşünce, bir duygu olarak bir biçimde mal olması ise bir başka esas boyuttur. Paris bu tarz dünya kentlerinin ilklerinden biri, kimilerine göre de halen birincisidir. Hatta bu kimileri, geçtiğimiz 29 Temmuz’da kapılarını kapatan “Şarkılarla Paris” sergisini savlarının kanıtı diye savunmaktan kaçınmıyorlar. Niçin mi diyeceksiniz?

90’ların ikinci yarısında Paris’te Türkçe yayın yapan bir topluluk radyosu için 30 civarında, İstanbul etrafında şarkı-türkü tespit etmiştik. Okuduğunuz yazı vesilesiyle o günkü küçük araştırmaya ilaveten 15 yıl arayla yaklaşık 50 kadar yeni parça bulduk. Hadi diyelim 100 oldu. Siz deyin 200. “Paris en chansons / Şarkılarla Paris” sergisini hazırlayan iki kurumdan Paris Tarihi Şehir Kütüphanesi Müdiresi Emmanuelle Toulet’ye göre, dünyanın en fazla şarkıya konu kenti Paris. Sergide, sadece Paris sokak isimlerinden hareketle 235, daha da ötesinde toplam 400’ün üzerinde Paris şarkısı meraklılara sunulmuş. Olayın en özgün özelliklerinden biri de interaktif ekranlı Paris haritasına dokunarak şu sokak, şu meydanın şarkısını dinleyebiliyorsunuz. http://chansons.paris.fr/carto Sergiden geriye kalan katalog ve internet sitesi www.chansons.paris.fr sayesinde 2750 repertuvarlanmış Fransızca Paris şarkısının varlığını biliyoruz. Şarkılarla Paris bu rakamla da bitmiyor. ABD’den Japonya’ya, Arjantin’den Cezayir, Kara Afrika’ya dünyada şimdilik 4000’i aşkın Paris’e yakılmış ezgi, türkü, melodi mevcut. İkinci sıradaki New York iyimser ihtimalle bu sayının bir çeyreğini yakalıyormuş. Ne Boğaz’ı var, ne dağı; ne Mekke’si, ne Vatikan’ı; ne kaleleri, ne surları; ne kırmızı ışıklı vitrinlerde salınan kızları, ne serbest uyuşturucu satan cafe’leri! 105 km

Bilinen Paris’e yakılı şarkıların ilkini papaz, besteci ve çok sesli halk şarkılarıyla ünlü yorumcu Clément Janequin’e (1485-1558) borçluyuz. Janequin’in kökü 1530’a dayanan “Paris Çığlıkları” başlıklı ezgiyle başlayan serginin ilk bölümü “Başından 19. Yüzyıla” kadar dayanıyor. 8 bölümlük serginin ikinci bölümü sokak sokak, semt semt Paris’i şarkılayan benzersiz Paris şarkı yazarı, besteci, argo ustası, anıt yorumcu, “gerçekçi şarkı” geleneğinin kurucularından Aristide Bruant’a (1851-1925) hasredilmiş. Ne mutlu ki sanatçının bir kısmı 1906 öncesi kaydedilmiş 100’ün üstünde kaydı günümüze kalmış. Sinema, belgesel, televizyon ve radyo programları alıntıları; afişler, fotoğraflar, kitaplar, dergiler, elyazmaları, dönem kılıkları ve benzeri aksesuvarlarla zenginleştirilmiş serginin diğer bölümleri şöyle: “Paris sokakları boyunca” (yitirilmiş Paris’e özlem), “Yaya, arabayla, metroyla Paris”, “Parisliler”, “Paris bir şenliktir”, “Sinemada Paris şarkısı” ve “Efsanevi artistler”.

Serginin sağdıçı, -isterseniz vaftiz anası- yaşayan efsane, 60 yıldır Paris şarkıları ve Fransız şarkı geleneği şahsında simgeleşen aykırı kadın, Saint-Germain-des-Près’nin Kızıl Meleği, solun solunda feminist Juliette Gréco’nun (1927) büyük Amerikalı besteci George Gershwin’den (1898-1937) aktardığı gibi, “Şarkıların olası iki öznesi vardır, Paris ve aşk”. Serginin kataloğunu yazan, Fransız müziği uzmanı ve Ulusal Bilimsel Araştırmalar Merkezi (CNRS) araştırma müdürlerinden Christian Marcadet’nin eklediği gibi Paris Şarkıları’nın bir bileşeni daha vardır ki, bu kenti hâlâ inanılmaz oranda cazip kılan sihirli iksiri tamamlar. Başkaldırı! Karanlığa, gericilik, mutlakiyetçilik ve haksızlığa isyan… Janequin’den Léo Ferré’ye (1916-93), Bruant’tan Renaud’ya (1952) şair ve şarkıcı gönül gönüle verip hatırlatırlar, “Ey ziyaretçi, gördüğünü sanıp geçtiğin bu Paris dokusunda kokusunda, renginde lezzetinde benim de emeğim var. Unutma!”

Cumhuriyet, 2 Eylül 2012

Etiketler:
X