Zeynep ORAL/zeynep@zeyneporal.com

Sevgili Okurlar,

Önceki gün, çok sevdiğim, çok saydığım eşsiz bir sanatçıdan Tülay German’dan bir mektup aldım. “Hayatımda çok büyük bir yeri var” dediği İlhan Mimaroğlu’yla ilgili yazısını paylaşıyordu.

Bu çok yalın, çok alçakgönüllü, müthiş özlü ama aynı zamanda sonsuz duyarlı ve gerçekçi yazıyı ben de sizlerle paylaşıyorum:

***

“Korkuyorum ölümden, herkes gibi. Ama öldükten sonra yeniden doğmaktan, bu bataduran korsan gemisine geri gelmekten daha çok korkuyorum” diyen, gerek meslek, gerek özel hayatımda büyük bir yeri olan 50 yıllık arkadaşım Mimar Kemalettin oğlu İlhan Mimaroğlu’nun önce kitaplarını okudumdu.

Türkiye’de yayımlanan ilk caz müziği kitabı olan “Caz Sanatı” – Yenilik Yayınları, 1958.

İç kapakta yer alan Ayzenştayn’ın bir sözü o genç yaşımda çok ilgimi çekmişti. “Modalar geçer, kültür kalır.”

Sonra, 1961 yılında Varlık Yayınları’ndan çıkan “Musiki Tarihi Kitabı”.

1962 yazında da İstanbul’a geldiğinde Moda’daki evinde kaldığı en yakın arkadaşı Erdem Buri tanıştırmıştı.

Buri, Stephane Mallarme’nin “Le Tombeau d’Edgar Poe” şiirini okuyor, Mimaroğlu da kayıt yapıyordu. (Electronic Music – Turnabout Vox Productions, 1964)

1972’de piyasaya çıkan albümü “Wings of the Delirious Demon” için, Andrew Derken, High Fidelity-Musical America’da “başyapıt” der.

1973’te Jean Dubuffet’nin “Coucou Bazar”ı için gerçekleştirdiği albüm, gerek ABD’de gerek Fransa’da olay olmuştu.

Büyük trompetçi Freddie Hubbard ile yaptığı “Sing Me a Song of Songmy” (Atlantic, 1971), 12 Mart felaketinin üzerine 1972’de benimle yaptığı TRACT (Folkways, 1975), Che Guevara’nın söylediklerinin yer aldığı “To Kill a Sunrise” (Folkways, 1976) ilk aklıma gelen en sevdiğim politik yapıtları.

“Sanatçının varoluşunu hayatının değil, eserlerinin belirttiği konusundaki yaygın görüşe ben de katılıyorum” diyen İlhan Mimaroğlu’nun eserlerini anlatmak için yüzlerce sayfa gerek.

Erdem Buri’nin ardından Abidin’i de yitirdiğimde, “Tülayka, Paris’in tadı kalmadı benim için” diyen sesi kulağımda.

Bugün, sanki Erdem Buri’yi ikinci kez yitirmişim gibi bir his var içimde.

Tülay German. 19 Temmuz 2012. Paris.

***

İlhan Mimaroğlu’nun eşsiz bir yazar olduğunu önceki yazımda belirtmiştim. İşte “Günsüz Günce” kitabından çok sevdiğim bir bölüm:

Bir kol saati yapmışlar. Sayıların yerine notalar var.

Üçü beş mi geçiyor saat? “Mi’yi do diyez geçiyor” diyeceksiniz. İkiye yirmi mi var? “Re’ye la bemol” o da.

Günün birinde belki alaturkasını da yaparlar o saatin. 12 yerine do değil de Çargâh. 7 yerine sol değil de Gerdaniye.

“Saat kaç şimdi?”

“Dikçe Dilavizi Gülizar geçiyor.”

“İyi öyleyse. Mahura Muhayyer kala Eminönü’ne bir vapur var. Kaçırma onu. Kolaylık olsun diye köprünün Kadıköy iskelesi çıkışında buluşalım Acemaşiranı Yegâh geçe. Oldu mu?”

“Oldu.”

Unutma. En geç Zirguleye Dilarâ kala Arnavutköy’de olmalıyız.”

Cumhuriyet, 22 Temmuz 2012

Etiketler:
X