37–54 / 133 sonuç gösteriliyor

Sale!

Koro

9,00 7,20

Ne güzel şey gereksiz tutturmak şov yapmak vazgeçince her şeyin değişmesi Ömer Aygün`ün ilk ve ilkel kitabı taş gün`den 8 yıl sonra, ikinci şiir kitabı Pan/heves kitaplığı`ndan çıktı: Koro. İki güzelleme, iki Rimbaud çeşitlemesi, iki kahvaltı töreni, iki koçaklama, bir de erginleme: artık kendi melodinizsiniz. Kısacası; kaldığı yerden coşkuya ve üslupsuzluğa devam.

Sale!

Yüzyüze

25,00 20,00

Şu veya bu nedenle Tan Oral`ın kalemine takılan tanıdık, tanımadık yüzlerce bildik yüz çizimleri. İstanbul Schneidertempel Sanat Merkezi`nde açılan sergi için 1000 adet basılmış ve numaralandırılmıştır. Şu ya da bu nedenle kalemime takılan yüzlerce yüz, yıllarca dosyalarda üst üste yığılarak biriktikten sonra, bu kez bu kitapta toplaşmayı ve bir sergi ile insan yüzüne çıkmayı başardılar. Özel bir çaba ve özel bir seçim yapmadım, eklemedim, çıkarmadım. Ne var ki, bu kitaba çok azı girebildi. Gerçekten de günlük yaşam, çalışmalar, görev ve etkilenmeler içinde kalem oynatırken, bazen not alırcasına hızla, ya da sabır isteyen yoğuun emekle kağıt üstüne düşen bu izler, içinde yüzdüğüm insan denizinin bana vuran kimi dalgalarını oluşturuyor gibiydi. Yüzler zihnimizde yer edip arşivlenirken, belki fazla yer tutmasİn diye en can alıcı, en akılda kalıcı birkaç ayrıntı ve oranlama ile saklanıyorlar. Gerçeği ile artık bir ilgisi kalmamış, ama gerçeğinin ta kendisi olarak hem de… Tanıdığımız bir yüzü hatırlarken, içindekileri ayrıştıramadığımız ve tanımlayamadığımız ama iyi bildiğimiz bir lezzet gibi, sadece bir tat gelir dilimize. İşte o, artık O`dur, deriz. Onu bir başkasına hatırlatmak için de ayrıntılara boğulmuş bilgi yumağı ve anatomik açıklamalar yerine, işte o lezzetten bir damla tattırmak yeterli olacaktİr. Belleğim, o karmaşık arşivinden anında bulup çıkaracaktır o lezzetin sahibini. Çünkü daha önce tadı damağımda kalmıştır da ondan. Fazla teferruat ve malumat ise ağız tadını kaçıracaktır.

Yeşil Tahtalar

M. Hulusi Damgacıoğlu, Bergama`da doğdu. Balıkesir Lisesi`nde parasız yatılı olarak okuduktan sonar İTÜ`den Makine Yüksek Mühendisi olarak mezun oldu. Yazar bu kitabında çocukluğundan başlayarak, aile çevresini, okullarını ve Anadolu`nun çeşitli bölgelerinde liman, karayolu ve demiryolu inşaatlarında yokluklar içinde özveri ile çalışan arkadaşlarını anlatıyor. İşten güçten başka gözü bir şey görmeyen saf Anadolu çocuklarıydık ve tek derdimiz daha çok çalışıp hem yurdumuza hem de ana babamıza faydalı olmaktı.

Sale!

Yeşil Şahin ve Sihirli Flüt

12,50 10,00

Gitarist Ricardo Moyano`nun kendisi gibi müzisyen olan babası Daniel Moyano`dan müzikli öyküler. … 1960`la 1976 yılları arasında, Arjantin`in kuzeydoğusunda çalışan bir müzik topluluğunda viyola çalıyordum. Bu yörede yolculuk ederek müziği hem düzlüklerin hem de sıradağların en ücra köylerine götürüyorduk. Oralarda konser salonu bulunmadığından okulların avlularında, ağaçların altında ya da Andlar`dan Atlantik`e doğru inen ırmakların kıyılarında çalardık. Neredeyse at sırtında dolaşan, bir tür taşralı gezgin çalgıcılardık. Bu açıdan da gerçekten virtüoz sayılırdık, çünkü sağrısında bir de viyolonsel taşıyarak doru bir atın sırtında dolaşmak öyle her babayiğidin harcı değildir. Canlı müziği ömürlerinde ilk kez dinleyen köylüler için çalıyorduk. Herhalde Marslılara benzettikleri bizlere bakarken gözlerini koca koca açarlardı. Bu halimizle, ta uzaklardaki Avrupa`dan kalkıp dünyanın sipsivri güney ucundaki en kuş uçmaz kervan geçmez köşelerine kadar ulaşan klasik müziğin temsilcileriydik bizler. … Buenos Aires`te `Şahin` denilen yeşil renkli bazı otomobillerin canice eylemlerine hiçbir tehlikeye atılmadan karşı koyabilen tek şey, neredeyse mucizevi bir yapıya sahip olan, son derece entipüften, küçük bir müzik grubuydu. Benim de gözden düştüğümü, bu `Şahin`lerin kentin her yanında dolaşarak harıl harıl beni aradıklarını ve saklanmam gerektiğini haber vermek için Carlos`un bana telefon ettiği gün, olası kurtuluşumun basit birkaç müzik bilgime bağlı olduğunu anlamak beni şaşırtmıştı.

Sale!

Yemen Seyahatnamesi ve Bitkisel Coğrafyası

15,00 12,00

…İslam üstatları doğu ülkelerinin coğrafyasını tam bir gerçeklikle tasvir ederek ilk haritayı getirdiler. Eski üstatların insanlık âlemi ve medeniyete etmiş oldukları önemli hizmetleri takdirle anarak, eski zamanların gıpta ettiği şu adalet ve meşrutiyet döneminde naçizane bir hizmet olarak eskileri takliden şu eserciği yazmaya niyet ettim. Coğrafya ve doğa tarihi gibi medeni toplumların ilerlemesinin biricik sebebi olan bir şeyin -ayrıntı da olsa- yazımı gerçekten kudretimin üstünde iken niyetteki güzelliğin sevkiyle cüret ederek bu kıtada gördüklerimin haritasına, yörenin ibret verici olayları ve tarihi hikâyelerini de ekleyerek ve şimdiye kadar bilinmeyen bitki ve ağaçlarını mevki mevki kayıt ve deftere geçirme ile son olarak bunları ait oldukları ailelere göre ayırarak ve özelliklerine ilişkin bazı bilgiler de ekleyerek sunuyorum. -İbrahim Abdüsselam- Bu kitap görev için Yemen`e gönderilen Doktor İbrahim Abdüsselam Paşa`nın (ö. 1927), bölge coğrafyası ve bitki örtüsünü titizlikle kaydettiği notlarından oluşmaktadır. Hayatı hakkında çok fazla bilgiye sahip olmadığımız İbrahim Abdüsselam Paşa ile ilgili eldeki birkaç belge, torunu Leylâ Pekcan tarafından kitabın sonuna eklenmiştir.

Sale!

Türk Edebiyatında Mesnevi Tercüme ve Şerhleri

22,50 18,00

Mesnevî klasik edebiyatımızda, her biri kendi arasında kafiyeli ikişer mısradan oluşan uzun şiirlere verilen addır. Bununla birlikte zaman içinde anlam daralmasına uğrayarak Mevlânâ`nın mesnevî biçiminde yazdığı eserin adı haline gelmiş ve mesnevî denildiğinde akla, binlerce mesnevî arasından sadece Mevlânâ`nın Mesnevî`si gelmektedir. Mevlânâ, bütün tecrübelerini ve birikimini kendisini sevenlerine aktarma ihtiyacı duymuş, özelde Hüsâmeddin Çelebi`ye, genelde bu yola girmek isteyen herkese, yolun tehlikelerinden haberdar etmek, yolculuklarını sağ ve salim tamamlamak için gerekli uyarılarda bulunmak üzere Mesnevî`sini telif etmiştir. Mevlânâ`nın Mesnevî`si yazıldığından itibaren, Hint alt kıtasından Ortaasya içlerine, Kafkaslardan Arap yarımadasına, Anadolu`dan Doğu Avrupa`ya kadar çok geniş bir coğrafyada asırlardan beri tercüme ve şerh edilmektedir. Bu çalışmada Mesnevî`nin yalnızca Türkçe yapılmış tercüme ve şerhleri ele alınmıştır.

Sale!

Tebriz`in Kış Güneşi

12,50 10,00

Tebriz`in Kış Güneşi romanı, Mevlana Celaleddin`in mürşidi Şems-i Tebrizi`nin öldürülmesinin ardındaki gerçekleri 13. yy. Anadolu Selçuklu atmosferinde ele almakta. Selçuklu sarayı taht ve iktidar savaşları ile sarsılır, Anadolu Moğol işgali altında ezilirken, Başkent Konya da Şems-i Tebrizi ile uğraşmaktadır. Sarayın ve Konya halkının sevip saydığı Mevlana ile aralarına giren Şems adındaki bu sivri dilli adam kimdir? Bir tüccar, bir Kalenderi dervişi, bir veli mi? Yoksa Hasan Sabbah`ın kalesi Alamut`tan gönderilmiş bir casus, asıl görevi davetçilik olan bir Batıni mi? Roman bu sorulara tasavvufun dilinden bir yanıt ararken, cinayetin perde arkasındaki olası siyasi entrika ve hesaplara da göz atar. Aralarında Mevlana`nın oğlu Alaeddin Çelebi`nin de olduğu suikast çetesi adım adım cinayete yaklaşırken Şems`in kimliği üzerindeki karanlık aralanmamıştır. Bir nakkaşın hiç görmeden resmettiği bir suret, bir rebab ustasının rebabında yeniden can bulan ses, Buharalı bir tüccarın aynasında gördüğü güzellik ve ölüm ya da kendi korkularını hançerleyen bir katilin hiç susmayan vicdanı ve tıpkı bir kış güneşi gibi karanlık bulutların arkasında parlamaktadır Şems. (Tanıtım Yazısı`ndan) Yedi kişi karanlık kanatlı kargalar gibi, sokakların ıssızlığını bela kılıcı gibi biçerek geçti. Yedisinin de birbirine karışan soluklarından ve yalnız kendi soğuk rüzgarlarında savrularak hışırdayan cübbelerinden başka sesleri yoktu. Elleri bir akrep gibi kuşaklarının kıvrımlarına gizlenmiş hançerlerin sapında, döktükleri kanın kızıl ayak izlerinde koşuyordu. Eb`ül Fazl mescidi yakınlarına geldiklerinde fırtına aç kurtlar gibi şehrin surlarını aşarak minarelerin üzerinde ulumaya, sokak aralarına dalarak evlerin kapılarını bacalarını dişlemeye başladı. Ve kan kokusunun izinden giden azgın canavarlar gibi, güçlü çeneleriyle yedisini birden kaparak, kuyunun olduğu yere doğru sürükledi.

Sultan 2. Abdülhamid`in Sürgün Günleri

Son dönem Osmanlı tarihinin en çok tartışılan konularından birisi şüphesiz Sultan II. Abdülhamid ve dönemidir. Elinizdeki kitap bu dönemi ve padişahı daha yakından tanımaya yarayacak ipuçlarını verecektir… Atıf Hüseyin Bey, Abdülhamid Selanik`e sürgüne gönderildiği zaman kendisine ve aile efradına bakmakla görevlendirilmiş bir askeri doktordur. Yaşamı hakkında pek bir şey bilinmeyen doktor, Abdülhamid`le ilgilendiği yıllar boyunca günlük tutmuştur. Tamamı 12 defter olan bu günlükler, Selanik yıllarından başlayarak, Abdülhamid`in İstanbul Beylerbeyi Sarayı`na nakline ve ölümüne kadar sürmektedir. Metin Hülagü`nün yayına hazırladığı günlükler, Abdülhamid`in hastalıkları, ilaçları, hastalıklara karşı başvurduğu tedavi şekilleri ve özellikle kullandığı bitkisel tedavi metotları hakkında bilgi edinmenin yanısıra özel hayatı, düşünce ve inanç yapısı, hisleri, sevgi ve nefretleri, kişiliği ve daha çok Avrupa ülkelerine ait hatıraları, şahsi ve siyasi yaklaşımları konusunda bulunmaz bir kaynaktır.

Sale!

Sokrates`in Gerçek Savunması

12,50 10,00

Kostas Varnalis, bu kitapta `Sokrates arkasında yazılı eserler bıraksaydı neler yazardı?` sorusunu yanıtlamaya çalışıyor. 20. yüzyıl materyalist felsefesinin kavramlarını kullanarak, bilgelerin bilgesini muhalif, toplumcu bir düşünür olarak takdim ediyor. Kaynakların dışına çıkmamaya özen göstererek; antikite ve felsefe tarihi hakkındaki sınırsız bilgisi, derin genel kültürü, sevgi dolu yaklaşımı ve ince mizahıyla yarattığı bu Sokrates, Platon`un bildik Sokrates`inden daha az gerçekmiş gibi görünse de, yadsınamaz şekilde ondan daha sevimli duruyor. -Ari Çokona-

Sale!

Senaryo Kuramı

20,00 16,00

Dramaturjik Otobiyografi Sahne 01.İç – Gün Antakya, yıl 1956. Annem 13. kez doğum yapıyor. – Merhaba yaşam, ver elini mücadele… Annem yediği balıktan zehirleniyor, üç gün aç kalıyorum. Ablam doğum yapıp imdadıma yetişiyor, annem iyileşene kadar bana süt anneliği yapıyor. Sahne 5. Dış – Gün Kuduz bir köpek beni ısırıyor. 40 gün karnıma iğne yapılıyor. Sahne 9. Dış – Çok karanlık Dokuzumdayım. Kızkardeşim 5 yaşındayken yanıyor. Kahroluyorum. Taş yontmaya başladım. Artık harçlığımı kazanıyorum. Sahne 23. İç, dış-Gece, gündüz Yaptığım heykel SSCB`den burs kazandırıyor. Artık Moskova Devlet Sinema Enstitüsü öğrencisiyim. Altı yılda üç kısametraj çekiyorum. Sahne 30. Hücreler, koridorlar vs. zaman belli değil. Türkiye`ye dönüyorum. 55 gün gözlerim bağlı sorgulanıyorum. 55 günde 5,5 kez WC`ye giriyorum. Sahne 30. devam 46. Piyade Alayı. Gece ve gündüz 1,5 yıl sakıncalı piyadelik yapıyorum ve ne şehit olabiliyorum, ne de gazi. Sahne 34. Haydarpaşa kampüsü. İç-Gün M.Ü.G.S.F. STV`de ev kirası karşılığı memurluk başlıyor…. Sahne 36. Moskova. İç dış-Gece ve gündüz. İnşaat taşeronu bir yapımcı buluyorum. İlk uzun metrajımı çekiyorum. Allah kimseye çektirmesin, benim çektiğim gibi. 42`ye geliyorum, yer-dünya, zaman-çok karışık Belli belirsiz bir yolda yürüyorum, nereye gidiyorum, bilmiyorum… -Semir Aslanyürek- (Arka Kapak) 1986 yılının sonlarına doğru SSCB Devlet Sinema Enstitüsü (VGİK) Oyunculu Film Yönetimi Fakültesi`nden mezun olup Türkiye`ye döndükten sonra, senaryoların hâlâ 1930`lu yılların yazım yöntemiyle yazıldıklarını gördüm. Yani sayfa ortadan bir çizgiyle ikiye bölünüyor, sol tarafa filmsel olayın metni, sağ tarafa da diyalog ve sesle ilgili notlar yazılıyor. Elime geçen birkaç senaryoyu incelediğimde ise, asıl sorunun biçimsel olmaktan çok ötede olduğunu ve senaryoların herhangi bir kompozisyondan yoksun, diyalektik gelişmeye yatkın olmayan mekanik bir hareketin şematik bildiriminden ibaret olduklarını fark ettim. Yazar bu kitabında senaryonun yazımındaki inceliklere ve tekniklere dikkati çekiyor. Kitap, sinema dramaturjisi, film senaryosunun kompozisyon sorunları, film senaryosunun biçimsel sorunları başlıklı üç bölümden oluşuyor.

Sale!

Sebastian Knight / Bir Endülüs Hikayesi

19,00 15,20

Tıpkı meçhul yazar Sebastian Knight gibi onlar da, bütün deneyselliklerin tükendiği noktada kopyaların labirentinde bir çıkış yolu arıyordu. Yazının artık tek başına var olmayacağı savıyla, yazılanlara bir de renklerin ve seslerin dünyasından bakılsın istediler. Sayfaların arasından sözlerin kendi müziğini göstermeyi, sonsuz kırmızı dairelerin dönendiği bir pencereye Carlos`un, Frieda`nın, Alicia`nın ve Barış`ın aşklarını sığıştırmayı. Gırnata`nın eski otellerinde cante jondo çalarken size 1500`lerden kalan mektupları okumayı, o kayıp Endülüs kuşağının resmini göstermeyi… derken hepimizi bir karelik filmin, bu oyunun gizli kahramanları yapmayı… Tıpkı matematikte sonsuza uzayan denklemler gibi, hiç bitmeyecekmiş gibi görünüyor böyle bakınca. Belki de, insanın düşünmekten usandığı bir aşkınlık noktası bu. Toprağa dönme anı gibi. Neandertal serüvenin ya da bütün evren, bir hikâyelerinin başlangıcına dönme arzusu gibi. Mağaralara yapılan ilk resmin arayışıyla; bir metin bir resim olabilir, bir film bir müzik ve bir kitap bir hiç… Şimdi bile gürbüz bir narı avuçluyorum. Bir kenarı çürük bir nar, sizin hikâyeniz benimkinin bittiği yerde başlıyor…

Hikaye Sanatı Üstüne Yazılar

Romandan ayrı, başlıbaşına bir kimliği olan bir türdür hikâye. Öyleyken, hikâyenin roman kadar önemsenmediğini söylemek yanlış olmaz. Türkçede roman tarihi ve kuramı hakkında pek çok telif ve çeviri kitap olduğu halde, hikâye sanatı hakkında pek az kuramsal ve eleştirel kaynak vardır. Son yıllarda bu eksikliği giderme yolunda bazı adımlar atılmışsa da, bu alandaki yayınların doyurucu bir seviyeye geldiği söylenemez. Hikâye tarihine mal olmuş bazı temel kuramsal metinleri; bu sanatın tarihine damgasını vurmuş olan yazarların eserleri hakkındaki bazı önemli eleştirel metinleri, değerlendirme ve gözlemleri; hikâyenin temellerini atan Edgar Allan Poe, Maupassant, Çehov gibi yazarların kurmaca anlatının bu türü üstüne yazdıkları; hikâyecilerin kendi sanatlarına yaklaşımlarını belirttikleri kimi metinleri, hikâyeciliğin gösterdiği yeni gelişmelere dikkati çeken yazıları ve hikâye terimlerini açıklayan bazı öğretici yazıları bir araya getiren bu küçük kitabı yayımlamakla bu alandaki gediğin kapatılmasına küçük bir katkıda bulunabilirsek sevineceğiz.

Sale!

Heybeli`de Tanrı ve Adam

7,50 6,00

Kriton Dinçmen, Heybeli`de Tanrı ve Adam kitabında, ölümünden sonra yargılanan bir adamın hikâyesini masalsı bir dille sunuyor okura. Tanrı yargılama sırasında adama şöyle sesleniyor: Ve de… çarpık düşünceler, sapık değer yargıları, çifte standartlar, ucuz faydalılık öğeleri, düşmanlık tohumları sana yerleştirilmek istendiğinde… neden insan olmanın en has ifadesi olan hayır deme gücünü göstermedin? Dünyayı kasıp kavuran, insanlığı yok eden savaşlara ve şiddetin her türlüsüne hayır deme gücünü gösteren herkesin okuması ve okutması gereken bir eser.

Ben Gülçin

Onlar yazar da sanki ben yazamaz mıyım? Hürriyet`te çıkan yazılarımı biraraya getirmeye, etrafım giderek kitap sahibi olanlarla çevrilmeye başlayınca karar verdim. Mesela genel yayın yönetmenim Ertuğrul Özkök`ün dünya kadar kitabı var. Oturmuş üşenmeden yazmış. O da arkadaşım Murat Bardakçı sadece kitap yazmak için yaşar, Enis Berberoğlu deseniz o da öyle oldu. İşte, etrafım böylesine kitaplı bir grupla çevrilince onlardan geri kalmam diye bir şey tabii ki söz konusu olamazdı. Ben de eser sahibi olmaya karar verdim ve ilk eser olarak Hürriyet`ten çıkan yazılarımın bir kısmını yayımlayayım dedim. Nurcan Akad`la Meyzi Baran zaten taaa ne zamandan beri Şu yazdıklarını kitaplaştırsana deyip duruyorlardı ve böylelikle onları da susturmuş oldum.

Yaşamın Merkezi: Karnımız

Yorgunluk, depresyon, sırt ağrısı, şişmanlık, uykusuzluk, cinsel sorunlar… Bütün bu sorunlarınızla başedebilmek için osteopat ve diyetisyen Pierre Pallardy, 35 yıllık deneyimlerinin sonucu olan çok basit bir metot sunuyor size. Karnınızı iyileştirmek. Karın yaşamın merkezidir. Ve artık karnın beynimize nörotransmiter ağlarıyla doğrudan bağlı olduğu ve bağışıklık hücrelerinin yüzde sekseninin burada üretildiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Hasta bir karnı iyileştirerek ve beyinle uyumlu hale getirerek, hem fonksiyonel sorunlardan kurtulmak hem de bu sorunların hastalığa dönüşmesini engellemek mümkündür.

Sale!

Yardım Etmenin Düzenleri

25,00 20,00

Biz insanlar her bakımdan başkalarının yardımına muhtacız. Ancak bu şekilde kendimizi geliştirebiliriz. Öte yandan, başkalarına yardım etmeye de muhtacız. Kendisine ihtiyaç duyulmayan, diğerlerine yardım edemeyen insan yalnızlaşır ve körelir. Lakin yardım da başlı başına, belirli düzenleri olan bir sistemdir. Bu düzenlerin ihlali ise iyileştirici çözümler yerine yaralayıcı sonuçlar doğurabilir. Hellinger`in kurucusu olduğu aile dizimleri, insan yaşamı, bedeni ve ruhuna ait sorun, hastalık ve krizlerinde birçok danışana şifa olmuş bir yöntemdir ve dünyada ve Türkiye`de hızla yayılmaktadır. Yardım etmenin düzenleri de bu bağlamda hem terapistlere hem de danışanlara yeni bir bakış açısı sunacaktır. Bu kitabı okuyan herkes bundan böyle yardım ederken de alırken de daha dikkatli olacaktır.

Sale!

Uçlarda Gezintiler

14,00 11,20

Oliver Sacks, yaklaşık bin kişiden birinde Tourette Sendromu görüldüğünü söylüyor. Bu kaba bir hesapla, Türkiye`de 70.000 Tourette Sendromlunun var olduğunu gösterir. Oysa bu sendrom toplumumuzda pek bilinmemektedir. Sizin de çocuğunuzda tikler varsa, ona obsessif-kompulsif ve/veya hiperaktivite tanısı konmuşsa veya öğretmenleri tarafından çok yaramaz olduğu defalarca vurgulanmışsa bu kitabı okuyun. Tourette Sendromuyla yaşayan ve üniversitede istediği fakülteden başarıyla mezun olan bir gencin gerçek yaşam öyküsüne şahit olacaksınız.

Sale!

Psykhiatria ve Mythos

10,00 8,00

Psikiyatri Tıp`ın en baştan çıkarıcı alanı… Mitoloji, insan düşüncesinin en baştan çıkarıcı mahsulü… Ve, her ikisi de, insanı gizemli güzelliklerle dolu dehlizlere sürüklerler… Bu iki güzellik, birbirlerine ne kadar da bağlılar!.. Onların bu çıldırtan aşklarının öyküsünü yazmaya çalıştım… Başarabildim mi? Kararı okuyucum verecektir. Zaten, hangi gerçek güzelliğin tanımlanması yapılabilir ki?