Sale!

John Cage Seçme Yazılar

35,00 28,00

Kar güneş değildir,
                              müzik sessizlik değildir,
güneş kardır,
                    sessizlikse müzik.
(Halin Evet-ve-Hayır olması gerekir,
                                                       ya o-ya bu değil.)
Sessizlikle müziğin,
                              sanatla yaşamın,
karla güneşin arasında
                                    bir adam duruyor.
O adam John Cage
                               (aradaki hiçliğe
adamış kendini).

Octavio Paz, Reading John Cage’den

Karşılaştır

Açıklama

John Cage yirminci yüzyılın ortalarından bu yana, başta müzik olmak üzere, modern sanatların izlediği yönlerin belirlenmesinde en etkili kişi oldu. Yüzüncü doğum yılının kutlandığı 2012’de yayımlanan bu kitap, kapsamlı bir tanıtma yazısının yanısıra, Cage’in Türkçe’ye ilk kez çevrilen, yaşamının dönüm noktalarından seçilme on beş yazısını içeriyor.

 

“Cage yüz yaşında. Hayat dolu varlığı hâlâ açıkça ortada, hâlâ düşünmeye kışkırtıyor, hâlâ tartışmaya zorluyor, hâlâ etrafa muhteşem yaramazlıklar salıyor. Yirminci yüzyılın en sık alıntılanan, en ünlü ve/veya namlı yirminci yüzyıl bestecisi olmakta Stravinsky’yi geride bırakmış olabilir. Etkisi klasik müziğin çok ötelerine, çağdaş sanata ve popüler kültüre ulaştı. … Cage müziğinde dünyanın sesini kullandı, dünyanın sesi de Cage’in müziği oldu.”

Alex Ross, The New Yorker

“John Cage bestecilerin yedi yüzyıldır birikmiş müzik dilini atıp ağırlıktan kurtulmalarını önererek bir devrim başlattı ve bunun sonucunda Minimalizm’e, performans sanatına ve yenilikçi müziğin neredeyse her bir dalına kapıyı açmış oldu.”

Allan Kozinn, The New York Times

 

 

Ek bilgi

Yayına Hazırlayan ve Çeviren

Semih Fırıncıoğlu

Dil

ISBN

Sayfa Sayısı

Kağıt/Cilt

Boyut

Basım Yeri

Basım Tarihi

Hoşunuza gidebilir…

Sale!

Ertesi Günce

10,00 8,00

Arka kapakta kitabı sattıracak sözler gerektiğine göre bu yolda bir çaba göstersem iyi olur. Reklamları örnek alsam? Sizi şaşırtacağız. Ben de sizi şaşırtmak istediğim için bakalım nasıl şaşırtacaklarmış. Giyim kuşam bir adam, deveye binmiş. New York sokaklarında geziyor. Şaşırdınız mı? Ne ki, kitabıma vereceğiniz paranın deve olacağını sanabileceğiniz için, sakınsam iyi olur bu örnekten. Aşkın rahminde gözü görmez balıklar gibiyiz. Pantolon satılabiliyorsa bu sözle, kitap niye satılmasın? Olmadıysa bunlar, kitabımın içindekileri sayıp dökmeye başlasam olacağı tutar belki. Neler yok neler! Var olmak ya da olmamak, dünyanın bir türlü gelmeyen sonu, ıslık çalan gökdelen, Kafokistan`da kopan kıyamet, beni alıp götürmeye geldikleri gün… Postmodern de var kitabımın içinde, sanatın işe yarayıp yaramadığı da var. Hele hele müzik de var. Pavarotti, Paul McCartney, İbrahim Tatlıses, Michael Jackson, Led Zeppelin, Mussolini`nin piyano çalan oğlu, oturma odası kertenkeleleri… Madonna da var. Biliyor musunuz polis ne demiş Madonna`ya? O da var. Mozart da var. Kambersiz düğün olur mu? Gene mi bir reklam? Kulaklarınızı gece okuluna gönderiniz. Altında Mozart`ın resmi. Kulaklarınızı gece okuluna küçük bir gece okuluna küçük bir gece müziği için mi göndereceksiniz? Onadn da söz ediyorum kitabımda. Ama sözünü daha çok ettiğim, gündüzlerin koskoca bir hiçlik müziği: Eine grosse Nichtigkeitmusik. Yetti mi? Yetmediyse şu da var. Günce deyip dururken, baktım günlük demeye başlamışlar. Yumurta gibi. Buldum en iyisini! Yumurta niyetine alın bu kitabı.

Sale!

Müzik Yazılarım

15,00 12,00

Yazar ve çevirmen kimliğiyle bilinen M. Halim Spatar`ın çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanmış müzik yazılarının derlendiği bu kitapta, Mahmut Ragıp Gazimihal`den Hans Eisler`e, Ruhi Su`dan John Cage`e kadar geniş bir yelpaze sunuluyor. O gün iki ders üst üste, hem de sınıfta beden dersi yapacaktık. Biraz içimiz daralmamış değildi hani. Koca iki ders. Bir de baktık ki, hoca ceket-pantolon giymiş, kravat takmış bir halde kapıdan giriyor! Bir elinde gramofon var, öbür koltuğunun altında mukavva bir kutu; belli ki içinde plaklar var. Hepimiz ayağa kalktık, Günaydın! diye bizleri selamlayarak yürüdü, doğruca öğretmen kürsüsüne gitti; gramofonu ve plak kutusunu kürsünün üstüne koydu. Geçip oturdu. Gözleriyle bizleri süzdükten sonra: Çocuklar, bugün ders yapamıyoruz. Şimdi her zamankinden değişik, ama çok değerli birşey yapacağız. Size plak dinleteceğim. Sizler rahatça arkanıza yaslanıp konuşmadan, gürültü çıkarmadan dinleyeceksiniz. Çoğunuzun kulağı klasik Batı müziğine alışık değil, biliyorum. Ama iyice kulak verin, dinleyin, birşeyler kapmaya çalışın; eninde sonunda seveceksiniz. Göreceksiniz, dinlediğiniz şeylerin çoğunu dinleyip geçmeyecek, hep hatırlayacak, hattâ arayacaksınız. Bu da sizin için önemli bir kazanç olacak. Evet, başlıyoruz, dedi. Gramofonu açtı, bir plağı alıp kılıfından çıkardı, eczalı sarı bezle iyice sildi. Gramofon başına iğnesini taktı, sağ elinin orta parmağıyla iyice oturmuş mu diye iğneyi bir yokladı; gramofonun kolunu dikkatle çevirerek kurdu. Size Mozart`ın Piyano Konçertosu`nu çalıyorum, dedi; çalanın ve orkestranın adını, ayrıca, o günlerde kulağımıza çok yabancı gelen terimlerle eserin bölümlerini söyledi. Şaşırıp kalmıştık. Aklımızın ucundan bile geçmezdi böyle bir şey. Ne yalan söyleyeyim, hafiften gırgıra almış da olabiliriz belki de, Yahya Hocamızı. Hoca bize, hem de beden dersinde plaktan klasik müzik dinletiyor.