5 sonuç gösteriliyor

Sale!

Tango Böyle Bir Şey!

20,00 18,00

Tango neden bütün dansların içinde özel bir yere sahiptir?
Yoksul mahallelerden çıkıp kentin lüks salonlarına dalabildiği için mi? Bedenleri buluşturup, acıyı ve sevinci aynı ateşte eritebildiği için mi? Tango cinsellik midir, yoksa güven duygusu mu? İlgi görmek, etrafındaki kişilerle iletişimde bulunmak mı?
Ahşap bir zemin üzerinde tesadüfen yürürken, birkaç küçük tango adımı atma dürtüsü nereden gelir? Gardrobunuzda baskın renk olan “tango siyahı” sayesinde kendi potansiyelinizi ortaya çıkarmanın, kendinizi gerçekleştirmenin mutluluğu mudur bu? En yorgun, uykusuz ve bitkin halinizde bile beyninizin içinde tango yapabilmenin hafifliği mi?
Bir tango süresince yaşadığınız “kaybolma ve bulunma” duygusu sayesinde artık hep tangoyla varolacağınızı bilirsiniz. Elinizdeki kitapta Yeşim Narter bu duygunun dünyasını anlatır.
Yılların deneyiminden beslenen Yeşim Narter, okurları Arjantin’den alıp Türkiye’deki tangoya kadar geniş bir alanda, ağır ve ritmik adımlarla dolaştırıyor. Tangonun bir dans ve müzik türü olmanın ötesinde, birbirimizle ve dünyayla iletişim kurmanın sanatsal bir yolu olduğunu gösteriyor. İnsanı mutlu hissettiren iki temel öğeyi, “ritim” ile “dokunuş”un mükemmel birliğini dile getiriyor.
Tango, yalnızca bir dans değil fiziksel, duygusal ve ruhsal varlığımızın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilen bir varoluş biçimidir. Kendini tanımanın ve ifade etmenin en güzel yolu.
Tangonun kökeni hakkında üretilmiş pek çok iddiadan birini de Arjantinli yazar Borges dile getirir:
Bilgi kaynaklarımın tümünün hemfikir olduğu gerçek şudur ki; tango genelevlerde doğmuştur. Dansının şehvet ve cinsellik taşıyan hareketleri, sözlerinin içerdiği müstehcen imalar, mahallelinin ayartıcı ve baştan çıkarıcı bulduğu bu müzik ve danstan kızlarını uzak tutmaları, öğrenme / öğretme, pratik ya da gösteriş amacıyla sokak aralarında erkek erkeğe yapılan figürler, bütün bunlar da tangonun nerede doğduğuna dair birer gösterge niteliği taşıyor.

Sale!

Gürültüden Müziğe

15,00 13,50

Önce kaos vardı… Ve gürültüler…
Jacques Attali bu gözlemden yola çıkarak müziğin ekonomi-politiğini inceliyor ve şu sonuca varıyor: Müzik ileriyi görür.
İlkçağlardan başlayarak toplum, iktidar ve müzik arasındaki bağları ele alan Attali, bu kitabında müziğin, kurban ayinlerinden saraya isyanlardan uzlaşmalara, iktidardan ekonomiye uzanan bütün tezahürlerini inceliyor. Gürültünün bir silah, müziğinse onun biçim verilmişi, evcilleştirilmişi olduğunu gösterirken, dünyanın gürültülerine kulak vermenin, geleceği görmemize ve düzenlememize yardımcı olacağını ileri sürüyor. Attaliye göre gramafonun icadı gibi yenilikler, insanların yerini makinelerin alacağını ve her şeyin seri olarak kopyalanacağını bildirmişti; kayıt teknolojisi ise tüketim toplumunu… Sanatçıların ve müzik yayıncılarının telif hakkı talepleri, tüketim toplumunda korsanlığa zemin hazırlayacaktı…

Sale!

Arabesk Toplumsal Ve Müzikal Bir Analiz

26,00 23,40

Bu kitap, hem bir icracı hem de bir bilim insanı olarak müzikle ilgilenen Uğur Küçükkaplan’ın, saman alevi gibi parlayıp sönen yüzeysel tartışmaların dilsiz öznesi olan arabeske müziğin içinden yaklaşma çabasının ürünüdür.

Sale!

Sanat Dünyaları

35,00 31,50

Onlu yaşlarımdan itibaren barlarda, gece kulüplerinde ve striptiz kulüplerinde piyanistlik yaptım. Bu deneyimlerden ve sanatla ilgili başka yerlerden edindiğim diğer deneyimlerden biliyordum ki sanat eserlerinin oldukları şey haline gelmesi için, çok sayıda farklı kişinin yaptığı faaliyetlerin koordine edildiği bir ağ gerekiyordu. Bu deneyimlere dayanarak sezgilerim bana bu tür ağları ve faaliyetleri çalışmanın, sanatı düşünmenin verimli bir yolu olacağını söylüyordu. (…)

Sanat Dünyaları gibi bir kitap yazmanın kendisi de bir süreçtir. Ben sanat hakkında bir kitap yazmak için yola çıkmadım. Sadece, sanatın ortaklaşa bir faaliyet olduğu konusundaki sezgimin peşine düşmek ve beni nereye götüreceğini görmek istedim. Konuyla derinden ilgilenmeye başladıktan sonra, o vakitler, daha sonraları olduğu kadar yaygın bir konu olmayan sanat sosyolojisi üzerine bir ders vermeye başladım. Okumalarımda ve şahsi deneyimlerime dair düşündüklerimde özellikle ilgimi çeken şey üzerine her hafta ders vermek, bir çerçeve, bir taslak sağladı. Öğrencilerin dikkatlerini çekmek için ilginç örnekler verdim; Los Angelestaki Watts Kulelerini inşa eden adamın öyküsü öğrencileri o denli büyüledi ki uyumsuzlar ve sanatları hakkındaki bölü-mün çekirdeği haline geldi.
Sanatı kolektif bir eylem olarak ele alan bir klasik sosyoloji ve sanat kitabı diyebileceğimiz Sanat Dünyaları, bir sanat eserini “yaratan” üreticiler, satıcılar, icracılar, eleştirmenler ve tüketicilerden oluşan işbirliği ağı üzerinde duruyor. 1982 yılında yapılan ilk baskısı gerek sanat gerekse sosyal bilimler alanında bir başyapıt olarak kabul gören Sanat Dünyalarının 25. Yıl Özel Baskısında yazar çok geniş bir kesimin etkilendiği bu büyük eserin ortaya çıkış sürecini de anlatıyor okura.

“Sanat dünyalarının nasıl işlediğine dair ilginç ve çığır açıcı bir gözlem.”
Kirkus Review