Ali SİRMEN/asirmen@cumhuriyet.com.tr

Sevgili,

Paris’e yolu düşen Türkler, Abidin’e (Dino) mutlaka giderlerdi. Paris’e giden Türklerin kâbesiydi o.

New York’a yolu düşüp de İlhan Mimaroğlu’nu tanımış Türklerin çokluğunu öğrendiğimde şaşırdım.

Onlardan biriyim. İlhan ve tabii ki eşi Güngör Mimaroğlu’nu tanımak mazhariyetine eriştim.

Haddimi aşmayayım, kendim için söyleyeyim. İlhan Mimaroğlu’nun gidişiyle New York, parlaklığının birazını olsun yitirmiştir.

İlhan Mimaroğlu’nun, çok iyi, parlak bir yazar olduğunu sanırım bir zamanlar Cumhuriyet’te yayımlanan yazıları dolayısıyla biliyorsundur.

Uzatmayıp, 10.5.1995 tarihli “Vergiler, Algılar” ile sözü İ. Mimaroğlu’na bırakayım:

***

“Bu yakınlarda yolunuz New York’a düşerse Ulusal Borç Saati’ni görmeden gitmeyin.

Amerika’nın ne hızla batmakta olduğunun bir göstergesi bu saat. Times Square’in az ötesinde, Altıncı Cadde ile 43. Sokağın kesiştiği yerde bir binanın üstünde. Son uğradığımda, ulusal borç 4 trilyon 825 milyar, 733 milyon 815 bin 104 dolardı. Fotoğraf makinem yakalayabildi sayının tümünü. Yüzlerin artışını göz izleyemiyor. Neredeyse binlerin bile. Anlaşılsın diye, borcun saniyede 10 bin dolar arttığını belirtmişler. Borçtan aile başına düşen payın şimdilik 63 bin 019 dolar olduğunu da.

New Yorker dergisinin kapağında bir karikatür. Paskalya tavşanı kılığına sokulmuş bir adam, boş cepleri dışarıda, vergi beyannamesinin üstünde çarmıha gerilmiş. Derginin hem paskalya sırasına hem de yıllık vergi beyannamelerinin postalanması gereken güne rastlayan 17 Nisan sayısındaki bu kapak, ABD insanının IRS yüzünden düştüğü durumu çok iyi yansıtıyordu.

Nedir IRS? Internal Revenue Service. Demek oluyor ki, İç Gelir Hizmeti. Gülesim geliyor o ‘hizmet’ sözcüğüne. Çakırcalı düşünememişti kendini o türlü tanıtmayı.

Nedir eve hırsız girmesi, yankesiciye para kaptırma ya da bir yol kesiciye yakalanıp, soyulma olasılığı? Ömür boyunca bir kez, üç kez, beş kez… Belki de hiç. Oysa çalışan kişi, ücretinin ödendiği her gün, parasının önemli oranını yasal soyguna kaptırıyor.

Eve giren hırsız hiç olmazsa soyduğu evin sahibine zorla beyannameler doldurtup, çalınan parayı bildirmesini, yeterli görmüyorsa üstünü ödemesini istemez. Yasal soyguncu bunu da yapıyor. Her biri gitgide karmaşıklaşan vergi beyannamelerinin içinden hesap uzmanları bile kolay çıkamıyorlar artık.

Erich Maria Remarque’ın bir sözü vardır: ‘Bir katil günde 24 saat boyunca katil değildir.’ Kendilerine iç gelir hizmeti adını yakıştıran IRS soyguncuları da, günde 24 saat boyunca soyguncu değiller. Yalnız haftanın 5 günü sabah dokuzdan beşe.

Hizmetmiş! Ne hizmeti? Hangi hizmet? Vergiye kaptırılan paralardan tek bir meteliğin bile başta sağlık hizmetleri olmak üzere halka hizmet yolunda harcandığını biliyor değilim.

Nereye mi gidiyor öyleyse o paralar? Örneğin, aybalığının votkadan mı, yoksa tekiladan mı hoşlandığının araştırmasına gidiyor. ‘Devenin başı’ diyeceksiniz. Değil. Vergiye kaptırılan paralar deve olduğuna göre, devede kulak bile değil aybalığına giden seksen bin dolar. Amerikan hükümetinin özel sivil uçaklarıyla yüksek memurların, eşlerinin ve konuklarının gezdirilmesine, yılda 800 milyon dolar, sayısı 1200 olan bu uçaklar satın alındıklarında, ödenmiş para toplu olarak 2 milyar dolar…

Atom denizaltısına 5 milyar dolar, derken bozuk çıkıyor o denizaltı; onarımına 2 milyar dolar daha…

Sıkboğaz edip, bana da ödetiyorlar bu paraları. Allende’nin öldürülüp yerine Pinochet’nin getirilmesinin parasını da ödetmişlerdi. Noriega’yı ele geçirmek için Panama kentinin yakılıp yıkılmasının da…

Bir istatistiğe göre Amerika, cezaevlerine kapatılmışların sayısı en yüksek ülke. Her bir yargılıya yılda harcanan para ise Harvard gibi, Yale gibi ileri gelen üniversiteleri bitirmişlere girdikleri işlerde ödenen yıllık ücret ortalamasına denk.

Bu sıralarda Amerika’da seçim kazanmak için ölüm cezasından yana olmak gerekiyor. İdam edilenlerin sayısı gitgide artmakta. Her bir idam 2 milyon dolara patlıyormuş. Adam öldürmenin parasını ben de ödüyorum. O ikişer milyoncukları dağıtmazlar ki bizlere, biraz da biz ölelim!

Bernard Shaw vergiyi şöyle tanımlamıştı: ‘Peter’dan çalıp Paul’a veren bir hükümet, Paul’ün desteğine her zaman güvenir.’ Paul doymak bilmediği için Peter’dan çalanın borcu trilyonlara yükseliyor. Peter da Paul’un desteğine sığınmış o soyguncuya ‘yeter artık!’ diyemiyor.

Bir alıntı daha Remarque’dan: ‘Nefret kişiye ayağını denk almayı unutturur.’ Soyulanların nefreti henüz ayağı denk alma kaygısını unutturmuş değil.”

Cumhuriyet, 22 Temmuz 2012

Etiketler:
X