Rauf Yekta Bey ve “Türk Musıkisi”

Klasik Türk Müziği kuram ve müzikolojisi konusunda bugüne dek yazılmış en önemli yapıtlardan biriyle karşı karşıyayız. Rauf Yekta’nın bu araştırmaya 1900’lerde başladığı, Paris’te “Revue Musicale” dergisinde 1907 ve 1908’de yayımladığı makalelerden anlaşılıyor. Bunlar, söz konusu dergide genişçe bir tartışmaya yol açar. Bunun üzerine kendisinden, Paris Konservatuvarı Müdürü Albert Lavignac yönetiminde yayımlanacak “Encyclopédie de la Musique et Dictionnaire du Conservatoire” adlı müzik ansiklopedisine Türk Musıkisi bahsini yazması istenir. Araya savaş yılları girer ve bu yapıt –küçük puntoyla çift sütun üzerine 120 sayfalık bir yazıya “makale” demeye insanın dili varmıyor– ansiklopedinin 5. cildinde 1922 yılında yayımlanır. “Türk Musıkisi” bugüne dek konusunda önemli matbu kaynak olma özelliğini korumuştur. O denli ki, söz konusu ansiklopedide sayfa komşusu olduğu şarkiyatçı Jules Rouanet’nin Arap müziğine ilişkin iki makalesi çoktan eskimiş, Rauf Yekta’nınki ise hâlâ aşılamamış; yalnızca Türk değil, tüm Ortadoğu müzikleriyle ilgili araştırmaların ana başvuru kaynaklarından biri olmaya devam etmiştir.

SES SİSTEMİ

Rauf Yekta Bey’e “Türk Müzikolojisi’nin kurucusu” demek yanlış olmaz. Türk Musıkisinin (ve şark musıkisinin; bunların aynı şey olduğunu savunmuştur – Bkz. s. 22) dayandığı “ses sistemini” akustik fiziğin yardımıyla ilk ortaya koyan o olmuştur. Ona göre bu ses sistemi bir sekizlinin (oktav), 24 çeşit olmayan aralığa bölünmesine dayanmaktadır. Bu 24 perdeli dizinin varlığından bazı eski nazariyatçılar söz ederler, ancak onu ilk açıkça ortaya koyan Lübnanlı Mihail Meşakka (1800 – 1888) olmuştur. İngilizce çevirisi Eli Smith tarafından 1849’da Boston’da yayımlanır. 1899’da Beyrut’ta “Maşrık” dergisinde yayımlanan Arapça aslıyla 1913 tarihli Fransızca çevirisini L. Ronzevalle yayına hazırlar. Verdiği ses aralıkları Rauf Yekta’nınkinden çok farklı olmasına rağmen, 24’lü bölümlenmenin mantığı açısından Rauf Yekta’nın Meşakka’dan ne denli etkilenmiş olduğu araştırılmaya değer. 

TİTİZ BİR ÇEVİRİ

Rauf Yekta’nın (1871-1935) yapıtı niçin yayınlanmasından ancak 60 yıl sonra Türkçeye çevrilebildi? Eserleriyle bilimsel katkılarına niçin hep bu adı hak etmemiş bir “ekol”ün gözlükleriyle bakıldı? Bu soruların yanıtları Klasik Türk Müziğinin son 100 yıllık serüveniyle iç içedir.

Orhan Nasuhioğlu’nun çevirisine gelince, dili biraz eskiye çalmakla birlikte (1920’lerin Fransızcasına bir nazire midir acaba?), genellikle titiz ve açık seçik olduğu söylenebilir. Bir iki noktaya işaret etmekle yetinelim. Üçlü, dörtlü, beşli gibi müzik deyimlerini kullanırken sık sık bunların bir ses aralığını mı, yoksa bir “cins”i mi kastettikleri belirsiz kalmaktadır. “Yarım majör ton” (s. 22) bir majör tonun yarısı değildir. “Majör yarım ton” denmesi gerekirdi. Rauf Yekta’nın kendisi bu aralığı “büyük yarım ses” demektedir. (Türk Musikisi Nazariyatı, İstanbul, 1924, s. 126). “Ton” yerine bugün de genelgeçer olan “ses”in kullanılması daha uygun düşebilirdi. Daha genelde, çeviride terminolojik birliği sağlamak amacıyla musiki deyimlerini bizzat Rauf Yekta’nın “Türk Musıkisi Nazariyatı”nda kullandığı anlamlarına uyumlu hale getirmek daha etkili olabilirdi.

Cem Behar, Cumhuriyet, 27 Mart 1986

 

 

Kapat