Sanat-Müzik ve Kurumlarımız

Y: Hocam, nasılsınız? Kısaca Kendinizi Okurlarımıza Tanıtır mısınız?

GÜRAY: Çok teşekkür ederim, gayet iyiyim. Bu söyleşiyi Sizinle gerçekleştirmekten şeref duyuyorum. 1973 yılında Ankara’da doğdumOrtadoğu Teknik Üniversitesi Maden Mühendisliği Bölümü’nden 1995 yılında mezun oldum. Aynı bölümde 1998’de yüksek lisans, 2003’de de doktora çalışmalarımı Prof.Dr. Neş’e Çelebi’nin danışmanlığında, Prof.Dr. Günhan Paşamehmetoğlu ve Prof.Dr.Volkan Atalay’ın destekleriyle tamamladım. Başkent Üniversitesi Devlet Konservatuarı Müzikoloji Anabilim Dalı’ndaki yüksek lisans çalışmalarımı ise 2006 yılında Dr.Erdoğan Okyay’ın danışmanlığında “Makam Yapılarını Yansıtan Bir Model Önerisi İçin Yapay Zekâ Tekniklerinin Kullanımı” adlı tez çalışması ile sonuçlandırdım. 2006’da Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk Din Musikisi Anabilim Dalı’nda Prof.Dr. Bayram Akdoğan’ın danışmanlığında ikinci bir doktora çalışmasına başladım. Bu çalışma 2012 yılında, “Anadolu’daki inanç ve müzik ilişkisinin sema-semah kavramları çerçevesinde incelenmesi” başlıklı tez çalışması ile sonuçlandı. Ortaokul-lise yıllarından beri bağlama icrasıyla da meşgulüm. Erhan Kürkçü, Mehmet Semiz, Okan Murat Öztürk, Veysel Aydın, Selçuk Sipahioğlu, Hasan Erdoğan, Süleyman Erguner ve Tahir Aydoğdu ile “geleneksel müzik icrası ve müzik teorisi” alanlarında çalışma fırsatı buldum. Ayrıca, Durul Gence ve Murat Arkan ile caz teorisi ve tarihi konularında çalışma fırsatı bulurken, Erkan Oğur’dan hayatım boyunca pek çok müzikal ve felsefi değer alma şansı da buldum. Erkan Oğur ağabey halen müzik ve fikir üretmem açısından çok önemli bir kaynak olmaya devam ediyor hayatımda.  İcraya yönelik çalışmalarımda Ali Fuat Aydın ile Zeybek müziği ve Ege müzik kültürü üzerinde yoğunlaşırken; Okan Murat Öztürk, Murat Salim Tokaç ve Derya Türkan ile birlikte şekillendirdiğimiz Dem Trio ile Anadolu Kentli Müzik geleneği üzerinde çalışma imkânı buldum; bu değerli ustaların tecrübelerinden faydalandım. ABİS-Deneysel Müzik Topluluğu, Akdeniz Orkestrası, Yağmur Öncesi, Akis, Barok Minyatürler, Dem Trio, Zeybek Havaları ve ODTÜ Türk Halk Bilimi Topluluğu Bağlama Orkestrası gibi topluluklar aracılığıyla müzikal fikirlerimi ortaya koyma şansı bulurken, bu çalışmalar kapsamında Muammer Ketencoğlu, Nida Ateş, Erdal Erzincan, Sarp Maden gibi değerli icracıların birikimlerinden de faydalanma imkânı buldum. Yine uzun yıllardır Müzik, özellikle Makam Teorisi ve Bestecilik’e dair alanlarda Prof. M. Ertuğrul Bayraktarkatal’ın öğrencisi olma onurunu da taşıyorum. Ertuğrul Hocam ile ortaya koyduğumuz üretimler hem makam teorisi hem de geleneksel müzik icrası ve besteciliği alanında uzun yıllardır hayatımın merkezinde duruyor.

AY: Müzik Alanında;  Hem Uygulamacı Hem Teorisyen Olarak Biliniyorsunuz. İki Alanda Başarılı Olmak Zor mu? Yoksa Birbirini Tamamlıyor mu?

GÜRAY: Ben müzik teorisini, müziğin icraya dair ayrıntılarını içinde saklayarak aktarılmasını sağlayan ana kaynak olarak görüyorum. Zira müzik teorisi müzisyenler için müziği oluşturma metodolojisini, ses sisteminden, akort sistemlerine, çalgı teknikleri ve pozisyonlarından, ezgi, ritim ve form oluşturma metotlarına kadar en ince ayrıntısına kadar tanımlayan bir alan. Sözlü ve yazılı biçimlerde aktarılabilen bu bilgiler öncelikli olarak icracının kafasındaki müzik fikrinin seslere aktarılabilmesi için geçerli yolları gösteriyor ve o yollar müziğe dair üslupları, tarzları, geleneğe dair fikirleri ve geleceğe dair tahayyülleri bir bütün olarak kapsıyor.   Bu yönüyle bu alanların birisi olmadan diğerinin sağlıklı bir biçimde devam etmesinin mümkün olamayacağını düşünüyorum. Hayatında hiçbir yazılı kaynağa başvurmamış bir müzisyenden, senfoni orkestralarına eser yazan bir besteciye kadar tüm müzik insanlarının içinde bir “teori” olduğuna, bu teorinin “doğaya, kadim zamanlara, insanın içsel yönelimlerine, geleneklere ve hayallere” dair bilgileri içinde sakladığına ve “müzik” aracılığıyla bu bilginin açığa çıkarıldığına inanıyorum. Dolayısıyla teori ve uygulama alanlarının birbirlerini tamamladığını düşünüyorum.

AY:  Sürekli faaliyetler yapıyorsunuz ki çok güzel…Üretken akademisyenler, üstelik müzisyen olursa daha da seviliyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerini müzik ve sanat alanında geleceğe taşıyan bir “bellek olarak” görülebilecek olan “Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nın 87. Kuruluş Yıldönümü” etkinliklerinde neler yaptınız?

GÜRAY: Konservatuvarımızın 87. Yaş günü kutlamak için oldukça kapsamlı bir program yürüttük. Ankara Devlet Konservatuvarını, bu okulun kuruluş ilkelerini ve bu ilkelerin sonucunda ortaya çıkan kazanımlarımızı Cumhuriyetimizin 100. Yılında daha da fazla hatırlamamız ve hatırlatmamız gerektiğini düşünüyorum. Zira Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılının ancak bu ilkelerin üzerinde gelişen ve kendini yenileyen fikirlerle bizi geleceğe taşıyabileceğini düşünüyor, tüm Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı ailemizin de bu fikirler paylaşacağını düşünüyorum. İsterseniz hem bu noktadaki fikirlerimizi özetleyeyim hem de etkinliklerin içeriklerinden bahsedeyim:

1936 yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün direktifleriyle kurulan ve 1982 yılında Hacettepe Üniversitesi’ne bağlanan Ankara Devlet Konservatuarı’nı, Türkiye Cumhuriyeti’nin sanat ve kültür hayatının merkezi kurumlarından biri olarak Cumhuriyet’in “kurucu” fikirlerini günümüze ve geleceğe taşıyan bir kültürel bellek olarak görmek mümkündür. Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı 87. Yaşını sürdüğü bugün de aynı heyecan ve kararlılıkla Cumhuriyetimiz ’in müzik ve sanat mirasını günümüze ve geleceğimize taşımaya çalışmakta, dünya insanları için kadim Anadolu uygarlıklarının ve asırlık Türkiye Cumhuriyeti’nin kılavuzluğunda güzellik ve umut dolu bir düşünce alanını var etmeye çalışmaktadır.  Müzik, Sahne Sanatları ve Müzik Bilimleri başlıklarına sahip üç bölümü; ilköğretimden, doktora ve sanatta yeterlik seviyesinde eğitim veren yüzlerce programı ile Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı, emanet aldığı Cumhuriyet’in “müzik ve sahne sanatları” mirasını koruyarak, geliştirerek geleceğe coşku ve inançla taşımaya devam etmektedir. Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarının 87. Kuruluş Yıldönümü etkinlikleri 5-11 Mayıs 2023 tarihleri arasında Ankara Devlet Konservatuvarı Binası’nda gerçekleştirilen çeşitli etkinliklerle büyük bir coşku içinde kutlandı. 

5 Mayıs 2023 tarihinde, Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nın öğretim elemanları, mezunları ve öğrencilerinden oluşan heyetinin Anıtkabir’de Konservatuvarın Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi makamını ziyaret etmeleriyle başlayan törenler, hemen arkasından mezuniyetlerinin 50. Yıllarını kutlayan mezunların plaketlerini almalarıyla Konservatuvar binasında devam etti. İstiklal Marşının Hacettepe Senfoni Orkestrası ve Konservatuvar Korosu tarafından icrası ile başlayan plaket töreni müdür Prof. Dr. Metin Munzur’un anlamlı konuşması, HSO konseri, Konservatuvar Marşının icrası ve plaket töreni ile devam etti. Aynı gün, Yaylı Çalgılar Ana Sanat Dalı’nın düzenlediği Feza Gökmen Oda Müziği Sınıfı konserinin ardından Tiyatro Ana Sanat Dalı tarafından sahneye konulan Mrozek’in “Sığıntılar” isimli oyunu sergilendi. İlk günün son etkinliği ise Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarının Paraguay ve El Salvador Büyükelçilikleri ile Cumhuriyetimizin 100. Yılı onuruna birlikte düzenlediği "Agustín Pio Barrios Anma Konseri" oldu. Konser, 6 Şubat 2023 tarihinde ülkemizin yaşadığı deprem felaketinde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımız için yapılan saygı duruşu ve üç ülkenin milli marşlarının icrası ile başladı. Hemen arkasından El Salvador Türkiye Büyükelçisi Hector Enrique Jaime Calderon, Paraguay Türkiye Büyükelçisi Ceferino Adrian Valdez Peralta, Dışişleri Bakanlığı Dış Tanıtım ve Kültür İşleri Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Günay ve Ankara Devlet Konservatuvarı Müdürü Prof. Dr. Metin Munzur’un konuşmalarının ardından “Barrios’un” eserlerinden oluşan konsere geçildi. Hacettepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Serhat Ünal’ın yanında, 15 büyükelçiyi de içeren yoğun bir uluslararası protokolün katılım ve ilgisini çeken konserde Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarının eğitim kadrosunda yer alan sanatçılar konserde Barrios’un çeşitli eserlerini icra ettiler. Konserde Barrios’un eserlerinin Erkan Mehmet Karagülle, Alper Es, Soner Çiftçioğlu ve Eren Süalp tarafından yapılan ustalıklı icralarının takdir görmesinin yanında, bestecinin "Danza" adlı eserinin bağlama için yazılmış varyasyonları ve ana tema üzerine doğaçlamaların Cenk Güray tarafından bağlama ile icrası da yoğun ilgi topladı. 

Etkinliklerin ikinci günü olan 6 Mayıs 2023 tarihi aynı zamanda Ankara Devlet Konservatuvarı’nın anıtsal isimlerinden Necil Kazım Akses’in de 115. Yaş günüydü. Bu vesile ile “Bir Cumhuriyet Mirası Olarak Ankara Devlet Konservatuvarı söyleşisi ve “Sanat ve Çocuk” isimli sergi 115. Doğum Gününde Necil Kazım Akses Anısına Prof. Rengim Gökmen, Ersin Antep, Pınar Alpay ve Cenk Güray’ın katılımlarıyla tertip edildi.

8 Mayıs 2023 tarihindeki etkinlikler ise Üflemeli ve Vurmalı Çalgılar Ana Sanat Dalı tarafından düzenlenen “Klaranka” konseri ile başladı. MBO ve MSSL Okul-Aile birlikleri tarafından düzenlenen Kermes’in ardından Caz Ana Sanat Dalı dinletisi düzenlendi. Günün etkinlikleri Yaylı Çalgılar Ana Sanat Dalı tarafından düzenlenen Erdoğan Davran Oda Müziği Sınıfı’nın konseri ve Tiyatro Ana Sanat Dalı tarafından sahneye konulan Shakespeare’in Macbeth adlı oyunu ile devam etti. Günün son konseri ile Prof. Rengim Gökmen’in şefliğinde sahneye çıkan Hacettepe Üniversitesi Senfoni Orkestrası’nın Genç Solistler başlığındaki konseri oldu. Başar Gül (trombon), Buğrahan İlter (keman), Atakan Altun (kontrbas), Ece Namlı (keman), Efe Erol (bariton) ve Dilan Kan’ın (soprano) solist olarak yer aldığı konser büyük bir başarı ile tamamlandı. 

9 Mayıs 2023 tarihinde etkinlikler Yaylı Çalgılar Ana Sanat Dalı tarafından düzenlenen Kontrbas Orkestrası konseri ile başladı. Alanındaki ilk örneklerden olan orkestra sıra dışı repertuarı ile ilgi topladı. Bu etkinliğin ardından Müzik Bilimleri Bölümü tarafından düzenlenen Müzik Bilim Konferansları kapsamında Günay Günaydın “Güftelerimizin Gizli Dünyası” başlıklı bir seminer verdi. Hemen ardından CSO Keman Sanatçısı ve Konservatuvarımız mezunu Hüseyin Ulutaş ve Yaylı Sazlar Quarter izleyiciyle birlikte oldu. Konserde keman repertuarının ustalık gerektiren eserlerinin yanında Ali Ekber Çiçek’in “Haydar haydar” adlı eserinin özgün bir düzenlemeyle seslendirilmesi de büyük bir coşku yarattı. Günün son etkinliği ise Opera Ana Sanat Dalı tarafından düzenlenen ve lied’lerin incelikli icrası ile beğeni toplayan “Lied Akşamı” oldu. 

Etkinliklerin son gününde yer alan Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Gençlik Senfoni Orkestrası’nın Prof. Dr. Burak Tüzün’ün şefliğinde verdiği konser adeta Konservatuvar ruhunun genç kuşaklarda nasıl bir güç ile devam ettiğinin güzel bir işaretiydi. Öykü Kebir (fagot), Beyza Tur (fagot), Mert Bütüner (kontrbas), Roni Doğan (korno), Hatice Nisa Sarı (viyolonsel) ve Zeyno Karadağlı’nın (piyano) solist olarak katıldığı konser Cumhuriyet’in oluşturduğu kültür temellerinin önümüzdeki yüzyılda da devam edebileceği konusunda bizlere umut verdi. Bu bağlamda etkinliklere tüm emeği geçenlere şükranlarımızı arz ediyoruz.

AY: Müzik alanında yazan, çizen, proje ortaya koyan sayımız neden az? Müzik, sadece çalmak ve söylemek mi? “O zaman akademide ne işiniz var” diye sormazlar mı? Ne düşünüyorsunuz?

GÜRAY: Hayatımdaki bütün çalışmalarımda temel hedefim “müziğin temel çıkış noktası olan icrayı” ve “bu işin bilimsel arka planını” bir arada düşünmek olmuştur. Hatta Müzik Akademisi’ndeki üretimlerin, bu üretimlerin gerçek sahibi olan “halkın” hafızasına daha verimli bir şekilde katılmasının yolunun sivil toplum örgütlenmesinden geçtiğini ön gördüğümüz için kıymetli dostum Mahmut Ölmez’in ve pek çok akademisyen/sanatçının desteği ile 2018 yılında Anadolu Müzik Kültürleri Derneği’ni kurduk. Bu derneğin desteği ve aracılığı ile, Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nda ve Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Müzikbilim Anabilim Dalı gibi diğer komşu akademik kurumlarımızda ürettiğimiz tez ve bilimsel çalışmaların “somut sanat” ve “bilim üretimleri” olarak halkın düşünce dünyasına nasıl daha güçlü bir biçimde dâhil olabileceğinin ön çalışmalarını yapmaktayız. Ve işaret ettiğiniz gibi Akademide bilimsel çalışmalar ile icra çalışmalarının bir arada yürümesinin müziği ve müzik çalışmalarını “asıllarını” oluşturan “söz-ses-kültür” bağlamına daha güçlü bir biçimde oturtabileceğini ve bu üretimlerin bu biçimleriyle halkların ortak hafızalarına daha yoğun bir katkı yapabileceklerine inanıyorum. 

AY: 2017’de yayımladığınız “Bin Yılın Mirası Makamı Var Eden Döngü: Edvar Geleneği” adlı eserde “Makam kuramının geçmişiyle bağlantı kurularak hatırlanması, hem geleneksel müzik üretiminin kökleriyle tutarlı olarak yaşamasını hem de toplumumuzun kültür kimliğini daha ayrıntılı bir şekilde algılamasını sağlayacaktır. “ diyorsunuz… Kısaca neyi amaçlıyorsunuz?

GÜRAY: Yukarıda bahsettiğim gibi “müzik teorisinin” kişilerin, toplumların ve kültürlerin “müzik yapma biçimleri ve yollarını” belirleyen kuralları ihtiva ettiğini düşünüyorum. Bu yönüyle gelenek dediğimiz, kültürel aidiyetimizi belirleyen; hatta Mehmed Uzun’un da dediği gibi “kendimizi evimizde hissetmemizi sağlayan” bu ezgiler, söz konusu ortak müzik yapma biçimleri dolayısıyla binlerce yıllık bir geçmiş içindeki “kültürel uzlaşmaları” içlerinde taşırlar. Dolayısıyla benim açımdan “Müzik Teorisi” çalışmaları salt “Müzik Teorisi “alanını ilgilendiren bir başlık değildir, tam aksine bu başlık binlerce yıllık bir kültür tarihini, ortak bir hafıza zeminini ve zemin üzerinde yükselen halkların en önemli ortak ifade aracı olan “müziğin” o coğrafya ve kültür içindeki oluşum yollarını bizlere anlatır. Ve biz bu “yazılı” bilgiler üzerinden o coğrafyada yaşayan halkların “hayata, doğaya ve insana” nasıl baktıklarını, yaşamlarını hangi esaslar üzerinde kurduklarını anlarız. Velhasıl, hayata dair saklı pek çok noktanın söz konusu tarihsel nazariyat kaynaklarında mevcut olduğunu düşünüyorum. Bu kaynakların ortaya çıkmasının ve yorumlanmasının da bir toplumun kültürel kodlarının anlaşılması için çok önemli olduğunu düşündüğümden, akademik hayatımın önemli bir kısmında bu “teori” kaynaklarının incelenmesini hedefledim. 

AY: Biliyorsunuz ki, müzik alanında “Ses Fiziği” konusuna kimse girmek istemiyor. Zor bir alan ve geometri, fizik, matematik v.b. bilim dallarında bilgi istiyor. Sizin çevirisini yaptığınız, Barry Parker’ın “Güçlü Titreşimler Müziğin Fiziği’nde” (2016); “Ses ve ses dalgaları, müziğin yapı taşları, çalgılar, yeni teknolojiler ve akustik olarak dört ana başlık altında yazılmış bu kitap, farklı altyapı ve ilgi alanlarına sahip her tür okuyucunun zevkle okuyacağı ve faydalanacağı bir kaynak niteliğinde” yazıyor. Sizce, müzik insanları bu yayınla ilgilendi mi ve 6 yıldır üstüne yeni bir eser kattılar mı? Katmadılarsa neden?

GÜRAY: Bu yayın şu anda Tübitak Yayınları’ndan üçüncü baskısını yaptı, demek ki ilgi görüyor. Ancak henüz bu ilginin müzik teorisi alanına yansımasını tespit edebilmiş değilim. Sizin de işaret ettiğiniz gibi “ses sistemi ve bu sistemin bileşenleri” toplumların müzik yaptıkları ses malzemesini ortaya koyar. Ve kişinin müzik ile ilişkisi çalgılar ve sesler aracılığıyla bu malzeme üzerinden başlar. Dolayısıyla bu konu ile ilgili yapılacak çalışmalar çok önemlidir. Değerli Meslektaşım Oya Levendoğlu,  değerli hocamız, rahmetli Prof. Dr. Ayhan Zeren’in geniş notlarını bana emanet etti. Biz de kıymetli öğrencim İrem Yamansoy ile bu konuyla alakalı bir çalışma yaptık, devam edeceğiz. Bunun yanında yine kıymetli öğrencim Şule Yücel’in yüksek lisans ve gelecekteki doktora tezlerinde bu konuya eğilme fırsatı bulacağız. Yine Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı’da görev yapan kıymetli hocalarımız Prof. Dr. Gülçin Yahya Kaçar ve Dr. Öğretim Üyesi Emir Değirmenli’nin ve Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde görev yapan Dr. Öğr. Üyesi Serkan Günalçin’in de bu alandaki çalışmaları dikkat çekicidir. Bu önemli alandaki çalışmaların artmasını umut ediyoruz.

AY: İnşallah…Ülkemizde Çok Fazla Müzik Eğitimi Kurumu Var ve Sınırları Çizilmemiş. Kimin Ne Yetiştireceği, Çıktıları Yok. Başarı Ölçütleri Yok!..Katılıyor musunuz? Cevabınız evet, ise neden yok? 

GÜRAY: Bu soruya sadece kendi açımdan cevap verebilirim. Mühendislik çalışmalarım dolayısıyla “Sistem Analizi” ve “İstatistik” temel çalışma alanlarım arasındadır. Bu bağlamda, bir “sistem” olarak görebileceğimiz bir eğitim kurumunu da öğrencileri, eğitim müfredatı ve mezunları ile hedefleri noktasında verimli işlemesi gereken bir mekanizma olarak addetmeyi tercih ettim ve görev yaptığım kurumlara “ölçülebilir”, “takip edilebilir” verileri tespit etmek aracılığıyla “bütüncül” işletilmesi gereken bir sistem olarak baktım. Bu yönüyle de içinde bulunduğum her kurumun doğrultusunu, geçmişi ve hedefleri doğrultusunda şekillenen geleceği noktasında “daha verimli” bir yöne hareketlendirmeye gayret ettim. Bu anlamda görev yaptığım her birimde öğrenciler, müfredat, kurumun fiziki koşulları, paydaşlarla ilişkiler ve mezunlarla irtibat noktasında “toplam kalite yönetimini” uygulayarak, gerektiği yerlerde güncellemeler yaparak, yüksek verimliliği hedeflemeye devam ediyorum. Kanımca bu sorulara her kurum kendi iç dinamikleri noktasında cevap verebilecektir. Bu vesileyle Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı yönetiminde söz konusu koordinasyonu beraber sağlamaya gayret ettiğimiz Müdürümüz Prof.Dr. Metin Munzur’a ve Müdür Yardımcımız San. Öğr. Gör.Doğan Çakar’a ve tüm akademik-idari personelimize şükranlarımı arz ederim.

AY: “Teorisi olmayan bir bilim/sanat dalının üniversitede yerinin olmadığı belirtilir.” Sizce, Müzik Terminolojisi konusunda 49 Konservatuvar da birlik sağlandı mı? Sağlanmadıysa neden?

GÜRAY: Henüz “Müzik Terminolojisi” noktasında “birlik” sağlanmadığını düşünüyor,  “alışkanlıkların kırılabilmesi” noktasında zorlukların rol oynadığını görebiliyorum. Ancak yukarıda işaret ettiğimiz gibi “verimli bir eğitim sisteminin” oluşumu sadece “bir eğitim kurumuna bağlı” olamaz, öğrenciler, eğitmenler ve diğer paydaşlar pek çok eğitim kurumunda ortak hedefte çalışmalar yapıyor. Bu anlamda ortak bir terminolojinin oluşmamış olması eğitim kurumları arasında bilimsel irtibat kurulmasını zorlaştırabiliyor. Bu meselenin çözüm yolunun öncelikle her kurumun kendi içinde, güncel bilimsel ve sanatsal çalışmaları dünya ölçeğinde verimli bir biçimde takip edebilmesi ve kurum içi ortaklığı derinlikli bir bilimsel zeminde sağlayabilmesinden geçtiğini düşünüyorum. Sonrasında kurumlar arası çoğul ilişkilerin güçlendirilmesi ile zaman içinde bu birliktelik sağlanabilecektir.  

AY: Konservatuvar – GSF Müzik Bölümleri - Eğitim Fak. GSE Böl. Müzik ABD’lerinde başarı ve kalite için; Eğitim programları mı? Akademisyenleri mi? Öğrencilerin seçimi mi? Binaların müzik eğitimine  uygun olması mı? Sistem mi önemli?

GÜRAY: Yukarıda işaret ettiğim gibi “sistem-yani müzik eğitim kurumu” tüm bu bileşenlerin birleşiminden oluşur. Ve başarılı bir sonuç ancak bu bileşenlerin öncelikle kendi içindeki sonra da diğerleriyle işbirliğindeki başarısıyla elde edilebilir. Dolayısıyla, ben öncelikli olarak bütüncül bir bakış açısıyla “sisteme” odaklanılması gerektiğini düşünüyorum, Sonrasında da ihtiyaç duyulan bileşenlerin üzerine büyüteç tutularak verimlilik arttırılabilecektir. Ve her bileşendeki verimliliğin artması “sistemin” doğru ve başarılı bir şekilde işlemesini sağlayabilecektir.

AY: Değerli Müzik İnsanı Muammer Sun ve Ahmet Adnan Saygun Hocalarımızı da etkinlikler ve eserlerle andınız…Bilgi Verebilir misiniz?

GÜRAY: Adnan Saygun ve öğrencisi Muammer Sun hocalarımızın Ankara Devlet Konservatuvarımız’ın temel dayanakları olduğunu söylemem yanlış olmayacaktır. Zira her iki bestecimiz de “Kompozisyon ve Orkestra Şefliği Anasanat Dalımızın” kalıcı temellerini atmakla kalmamış, bunun yanında Cumhuriyet Müzik Devriminin halka aktarılmasının temel bileşeni olan “Bestecilik“ alanının iki önemli temsilcisi olarak “Cumhuriyet’in” kültür fikirlerinin toplumdaki yayılımının temel kaynakları olmuşlardır. 

Bu bağlamda, aramızdan 16 Ocak 2021 tarihinde ayrılan Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli bestecilerinden ve üniversitemiz emekli öğretim üyesi olan Muammer Sun anısına Hacettepe Üniversitesi Beytepe Yerleşkesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nda, “Bestecilik, Fikir İnsanı ve Müzik Eğitimciliği Boyutlarıyla Muammer Sun” başlığı altında 22-23-24 Mart 2022 tarihleri arasında bir sempozyum düzenledik ve sempozyum kapsamında Muammer Sun’un eserlerinden oluşan veya araştırmalarından ilham almış konserler gerçekleştirdik. Bu sempozyumda Muammer Sun, Bestecilik, Müzik Eğitimciliği, Müzik Kurumları Yöneticiliği, Çağdaş Türk Müziği ve Koro Müziği Besteciliği, eserleri ve müzik dili boyutlarıyla ele alındı. Ayrıca Sun’un, Türkiye’nin Kültür, Müzik Tiyatro Sorunlarına duyarlı araştırmacı bir yazar ve fikir insanı olarak Atatürk Müzik Devriminin gerçekleştirilmesi ve geliştirilmesi sürecindeki çabalarına da yer verildi. Bu Sempozyum’da sunulan bildirilerin bu sene bir kitap olarak yayımlanması planlanıyor, bu konuda Sevda-Cenap And Müzik Vakfı ile çalışmalarımız devam ediyor.

Adnan Saygun hocamızı ise aramızdan ayrılışının 30. yılında bir kitap ile anma fırsatı bulduk. Müzik Kültürümüze değeri ölçülemeyecek katkıları olan Pan Yayıncılık’tan çıkan kitabın ismi “Saygun Müziğinde Makam Soyutlamaları”. Kitabın editörü “Prof. Dr.Türev Berki Hocamız kitabın ortaya çıkış öyküsünü bakın nasıl anlatıyor:

‘“Besteciler notaları bir araya getirirler; hepsi bu.”
Igor Stravinsky imzalı bu ünlü özdeyiş, müzik teorilerinin belki de en geniş çalışma alanının tarifnamesi: “Bu eserde, sesler nasıl bir araya getirilmiş?”
Elinizdeki kitap; Çağdaş Türk Müziği’nin bir çınarının, Ahmed Adnan Saygun’un yapıtlarını müzik teorileri zaviyesinden anlama ve anlamlandırma çabamızın mütevazı bir ürünü.
Evet ama, –tıpkı müzik teorileri gibi– uçsuz bucaksız bir okyanus, Saygun. Bu yüzden, kitabın hepsi de akademisyen olan yazarları; tez konusu seçmeye çalışan öğrencilerine sıkça yaptıkları şu uyarıyı, bu kez kendileri için tekrarladılar: “Bir okyanusun en derinlerine dalıp yeni şeyler keşfetmek için, araştırma yaptığın yüzeyin alanını daraltmalısın. Aksi takdirde, herkesçe bilinen şeyleri tekrarlamaktan öteye geçemezsin. ”
Peki, yüzeyi nasıl daraltacak, Saygun’un ses dünyasını oluşturan onlarca bileşenden hangisini seçeceklerdi? Doğrudan besteciye başvurdular. Aldıkları yanıt şu oldu:
“Benim için makam denilen şey, bir renktir sadece; elbette ben makamları on yedinci, on sekizinci yüzyıllardaki gibi kullanacak değildim. […] Mademki makam benim için sadece bir renk, bir araç; öyleyse ben onu Batı’nın tampere on iki ton sistemi içinde serbestçe kullanırım…” Saygun Müziğinde Makam Soyutlamaları, işte böyle ortaya çıktı…”

Bu kitaba yazılarıyla Türev Berki, İsmet Karadeniz, Özkan Manav, Ferhat Çaylı hocalarımız destek olurken,  bendeniz de bir yazımla mütevazı bir katkı vermeye çalıştım.

AY:  Konservatuvarlar Başarılı mı? Bir Konservatuvarın, Düzenli Çalışan Topluluk/Orkestrası Olması; Okul, Öğr. Elm. ve Öğrenciler İçin Artı Bir Puan mıdır?

GÜRAY: Yine sadece kendi adıma cevap verebilirim bu soruya. Evet, Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı kuruluş ilkeleri, bu ilkeleri günümüze taşıması ve geleceğe dair bir bu doğrultuda bir bakış açısı oluşturabilmesi dolayısıyla başarılıdır. Daha da başarılı olmak için çalışmaktadır. Konservatuvarımız içinde pek çok irili ufaklı oda müziği topluluklarının yanında Hacettepe Senfoni Orkestramız ile Hacettepe Gençlik Senfoni Orkestramızın mevcudiyetleri öğrencilerimizin eğitimleri için işaret ettiğiniz gibi olağanüstü bir imkanı var etmektedir. Bu anlamda orkestra şeflerimiz Prof.Rengim Gökmen’ e ve Prof. Dr. Burak Tüzün’e de şükranlarımı arz etmek isterim. 

AY:  Prof. Murat Salim Tokaç ile eş editörlüğünüzde bir akademik kadronun yazıları ve fikirsel emekleriyle vücut bulan 'Anadolu ve Komşu Coğrafyalarda Makam Müziği Atlası' adlı eser Atatürk Kültür Merkezi tarafından yayınlandı. “Anadolu'nun merkezi bir rol oynadığı 'makam müziği' kültürünün dünya müzik kültürü adına kadim, birleştirici ve aktarıcı rolünün daha belirginleşmesine mütevazı bir katkıda bulunabilir.” diyorsunuz. Anladığım kadarıyla “THM dizilerinin” de “Makam” adlarıyla söylenmesini/kabul edilmesini istiyorsunuz. Doğru mu anlamışım?

GÜRAY: Anadolu Müzik Kültürünün ortak bir teorik zemin üzerinde yükseldiğine inanıyorum. Bu yönüyle Anadolu’daki tüm geleneksel müzik eserleri Prof. Ertuğrul Bayraktarkatal hocamızın da işaret ettiği gibi “makamlardan mayalanmış ezgilerden oluşur”. Bu yönüyle “halk müziği” ürünlerinin de “makamsal müzik özellikleri” taşıdığını ve makamlardan “mayalandığını” düşünüyorum. Makamları bir “dizi” ya da “bu diziyi takip” eden bir seyir olarak değil, “az sayıda sesten oluşan kalıpsal ezgi hareketleri” olarak tanımlıyorum. Bu yapılar Prof. Ertuğrul Bayraktarkatal ile Prof.Dr. Okan Murat Öztürk’ün ortak ve bireysel çalışmalarında ve Prof. Ertuğrul Bayraktarkatal ile yaptığımız ortak çalışmalarda “ezgi çekirdekleri” olarak anılmaktadır. Dolayısıyla makamları tarif etmek için Klasik Türk Müziği geleneğinde olduğu gibi bir oktavdan fazla bir alana yayılan ezgilere ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Makamları kısa kalıpsal ezgilerle tanımlıyor, daha karmaşık ezgileri ise bu küçük kalıpların birleşimleri ile açıklıyorum/açıklıyoruz. Bu yüzden “halk müziği” alanında oluşan her ezgi de “makam dağarının” bir parçasıdır. Ancak, illa ki bir ezgiye bir makam adının verilmesinin zorunluluk da olduğunu düşünmüyorum, bazı yerel ezgi kalıpları “nazariyat kaynaklarının” dışında kalmış “yerel isimlendirilmeyle” anılabileceği gibi benzer kalıplar “işlevsel bazı yeni tanımlamalarla da” anılabilir. Önemli olan ezgileri yapısal özellikleri noktasında doğru bir biçime tanımlayabilme ve sınıflandırabilmedir. Yerel makamlarla ilgili son dönemlerde Alişan Budak ile Diyarbakır, Nuri Yılmaz ile Elazığ ve Aziz Erdoğan ile Tunceli Müzik Kültürleri üzerine yaptığımız çalışmaların böylesi noktaların tartışılmasında önemli olduğunu düşünüyorum. 

AY:  “THM, TSM, Tasavvuf  Müziği, Mehter Müziği, THO v.b.” Zaten Geleneği Olan, Geleneği İçinde Barındıran Müziklerdir, O Nedenle, “Geleneksel” Kelimesinin Hepsinin Başına  Eklenmesini Doğru Bulmuyorum. Siz, Sürekli Kullanıyorsunuz…Nerede Anlaşalım?

GÜRAY: Haklısınız, bunun yanında zaten her müzik kendine has bir gelenekten oluşur, oluşmalıdır. Kanımca, “geleneksel” diyerek özel bir alanı betimlemediğimiz bağlamlar dışında (örneğin Anadolu Geleneksel Müzikleri dediğimiz anda “Bin Yılın Mirası” olarak tanımladığım “kadim” teori geleneği üzerinde inşa edilmiş müzikleri kastettiğim gibi…) “geleneksel” kelimesini bahsettiğiniz kavramların önüne eklemeyebiliriz.

AY: YÖK ile MEB Müzik Programlarını İncelediğimizde, Özellikle Terminoloji de Anlaşamadıkları,  Müzik Komisyonlarına Baktığımızda da Sürekli Aynı Kişilerin Görev Aldığı Görülüyor. Ne dersiniz?

GÜRAY: Bu alanlarda “terminoloji” konusunda uzlaşma olması gerekir, umarım en kısa sürede sağlanabilir. İlgili komisyonlarda görev yapan hocalarımızın meseleleri tüm müzik kurumlarını kapsayan bütüncül bir bakış açısıyla inceleyerek,  verimli çözüm yollarına mutlaka ulaşabileceklerine inanıyorum. 

AY: Önemli Bilgiler İçin Teşekkür Ederiz.

GÜRAY: Ben teşekkür ederim, bana bu kıymetli imkânı sağladığınız için, saygılarımla.

www.enpolitik.com (3-5-7 Temmuz 2023)

Kapat